Bu Blogda Ara

Translate

Kürt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kürt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25.12.25

Yıl Sonu ‘25

 

     Asri cumhuriyetin ikinci yüzyılında, Reis’in çeyrek asrı bulan iktidarına bir dönem daha kazandıranlar, sıralı tam liste:

     1.   Reis, AKP ve Cİ’ye oy verenler.

     2.   Tavşan adaylar. Muhalefet karşıtı kampanya yürüterek iktidar lehine çalışan milliyetçi ve popülist adaylar.

     3.   Truva atları. Muhalefetin içerisinde çıkardığı karışıklıklarla yekpare iktidar bloku karşısında zafiyet yaratan Akşener ile muhalefet listelerinden seçilen ancak toplumda karşılığı bulunmayan iktidarın eskileri.

     4.   Hepsini üst üste koyup yenemeyen Pirom ve bütün olarak toplumsal muhalefet.

     Aylar sonra düzenlenen yerel seçimlerde İmamoğlu ve CHP’yi yenemeyenler ise:

     1.   Reis, AKP ve Cİ’ye oy verenler.

     2.   “Gıcıklık” gibi gayriciddi gerekçelerle tıpkı önceki seferde olduğu gibi muhalefete kaybettirmeye çalışan aynı milliyetçi ve popülist ekipler. MHP türevleri; iyi, kötü, çirkingiller.

     Toplumsal muhalefetin bileşenleri de kabaca:

     1.   Kemalistler ve sosyal demokratlar.

     2.   Kürtler.

     3.   Solcular, sosyalistler, radikal demokratlar.

     4.   Muhalefet saflarındaki sağcılar; liberal, muhafazakâr ve milliyetçiler.

     5.   Ve iktidarın karşısındaki tüm ötekiler.

 

 

     Derken adaylığına engel olarak, İmamoğlu’nun otuz beş senelik diploması iptal edilirken; kendisi de şafak baskınıyla evinden alındı.

     Çoğunluğu kadınlardan oluşan, devrimci üniversite gençliği; polis barikatlarını yıkıp yürüyüşe geçince ise duruma seyirci kalamayan siyasi partiler, sivil toplum örgütleri ve halkımız da hukuksuz yasakları umursamaksızın peşlerine takıldı.

     İmamoğlu da CHP ve toplumsal muhalefetin, rekor katılımla fiili cumhurbaşkanı adayı haline geldi.

     İmamoğlu’na yöneltilen suçlamalara gelince:

     1.   Terör. Bu ülkeye yurttaşlık bağıyla bağlı, tüm gereklilikleri sağlayan ve önünde hiçbir engel bulunmayan ve de bütün diğer herkes gibi seçme ve seçilme hakkına sahip Kürtler’in, CHP listelerinden aday gösterilmesi, seçtirilmesi, Kürtler’in oylarını almak ve yerel bazda Dem Parti ile iş birliği yapmak ve böylelikle seçimleri kazanmakla suçlandı.

     Tabii iktidarın ikinci çözüm süreciyle birlikte tedavülden kalkmış oldu.

     Ancak iktidarın kendisinin fetişleştirdiği “Milli İrade” marifetiyle defalarca kez kazanılan belediyelere atanan kayyımlar, OHAL şartları ve KHK’ler ile Dem Parti ve Kürtler’e yönelik olarak, seçilmiş sivil politikacılar ve yöneticilere yapılan cadı avı, uzun süreli tutukluluklar ve antidemokratik uygulamalar; iktidarın standart prosedürleri arasındaydı ve henüz geri adım atılmış, seçilenler görevlerine iade edilmiş, hukuksuzca siyasi rehine olarak tutulanlar özgürlüklerine kavuşmuş değil.

     2.   Rüşvet ve yolsuzluk. Burjuva siyaseti ve siyasetçilerinin fabrika ayarlarında bulunan, halkın da umursamadığı ve normalleşen bir başka standart daha. Belgelemek, ispatlamak ve kayıt altına almak oldukça güç olmakla birlikte, izini sürmek ve ortaya çıkarmak da atla deve değil.

     Özellikle iktidar cenahındaki aktif görevdeki, pasif veya kulübedeki hatta eskileri düşünüldüğünde ve ortaya dökülen pisliklere bakıldığında, hiçbir yaptırım olmayışı bir yana; öte yanda da tüm kurumları, olanca imkânı ve sınırsız gücünün, muhalefetin tepesinde olduğu ve de koparılan yaygara düşünüldüğünde; gizli tanıklar, binlerce sayfa iddianame ve ekleri ile uzun süreli, yıllara yayılacak olan tutuklu yargılamalar yerine; halkın görmek istediği somut ve dişe dokunur gerçekler ile ayrımcılık yapılmaksızın, herkese eşit olarak işleyen adaletin, ivedilikle tecellisi.

     3.   Casusluk. Sanıyorum bu tedavülden kalkan terörün ikamesi olarak dolaşıma sokuldu. Bağımsız ve muhalif çizgideki Tele1’e kayyım ve Gazeteci Merdan Yanardağ da sanki, yol temizliği olarak aradan çıkarılmış oldu.

     Yabancı devletler namına ve ülkenin zararına casusluk faaliyetlerinde bulunmak, vatana ihanete kadar gidebilecek kadar ciddi ve ağır suçlamalar. Bu öyle bedavaya atılacak bir iftira veya kafasına esenin, işine geldiği gibi rahatlıkla yöneltebileceği bir suçlama değil. İddiayı atanların kırk kere düşünmesi, ellerinde ciddi kaynak ve somut veriler olması, hakikatle hareket etmesi ve bunu yine iddiaların ağırlığına yaraşır şekilde kamuoyuyla paylaşması gerekir ki; henüz bu yönde bilgilendirilmiş değiliz.

     İddia makamı ve devletin kanıtlamakla yükümlü olduğu savlarına ve eldeki verilere bakınca; yalnızca muhalefetteki değil, genel halkta oluşan yerleşik kanı, bunun bir siyasi operasyon olduğu yönünde hem de iddiaların doğruluğundan bağımsız olarak.

     Koparılan yaygara, atılı suçlamalar ve iktidarın yürüttüğü kampanyaya bakınca, elinde tek ve en büyük otorite devletin sınırsız yetki ve imkanları olduğu da düşünüldüğünde; yine yakın geçmişte, devlet ve siyasi iktidarın, Fethullahçılar ile birlikte yürüttükleri operasyonları anımsatan, gizli tanık beyanlarına dayanan ve başka kimseciklere dokunmadan, yalnızca CHP’ye yöneltilen soruşturma ve operasyonlar, inandırıcılığı zayıflatan ve halk tarafından sorgulanır nitelikte.

     Halktaki yaygın yaklaşım; devletin liyakatsiz, yandaş kadrolarla doldurulup arpalığa çevrilmesi nedeniyle devletin en basit ve temel görevlerini yerine getirebilmeye kabil olmadığı yönünde.

     Öte yandan Sedat Peker, Müge Anlı ve Haluk Levent gibi isimlerin güvenilir bulunarak, devlet ve kurumlarına yeğlenmesi de halkta yaşanan güven erozyonunun önemli göstergesi.

     Peki bu korkunç suçlama ve iddialar, gerçek olabilir mi? İster istemez akla bazı sorular geliyor. Yoksa devlet, bu iddialar gerçek olduğu halde kanıtlayabilmekten ve halkı inandırabilmekten aciz mi? Eğer öyleyse bunun nedenleri nelerdir ve sorumluları kimlerdir?

     Veya suya sabuna dokunmadan, fincancı katırlarını ürkütmeden, siyasi iktidar ve devleti dışarıda tutarak hakikati ortaya çıkarmak mümkün değil mi?

     Suçların ortağı, paydaşı, azmettiricisi veya lehtarı devletleşmiş olan siyasi iktidar ve uzantıları olabilir mi? Eğer öyleyse yurttaşlarını korumakla yükümlü devletten, biz yurttaşları kim koruyacak?

     Ya da muhalefetin iddia ettiği gibi mevcut suçlamalar, sadece iftira mı? Yapılanlar, yaşananlar yalnızca siyasi bir operasyondan mı ibaret?

 

 

     Gelelim, bir yanda bir zamanlar Dem Parti gibi kriminalize edilen şimdinin CHP’sine yönelik sürdürülen ve yargı eliyle icra edilen siyasi operasyonların ve yaratılmak istenen iç karışıklıkların gölgesinde yürütülen ve toplumsal muhalefetin taşıyıcısı konumundaki bu iki parti Dem ve CHP’nin arasını açmaya çalışarak siyasi kazanç peşindeki iktidarın Terörsüz Türkiye olarak adlandırdığı, ikinci çözüm sürecine.

     Yüz yaşını aşmış bir devlet, yarım asırlık bir örgüt ve çeyrek yüzyıllık bir iktidar ile yine bu iktidar dönemindeki nihayete ermeyen, başarısız ve iktidar eliyle yıkılan bir çözüm süreci girişimi.

     Köklü, yapısal, sistemik, karmaşık ve hayati sorunlar ile sivil yurttaşlar ve gariban halk çocuklarının kanları üzerinde sörf yapan hamaset, ölüm ve acılardan beslenen nefret ve savaş diliyle yıkıcı ezberler.

     Uzun süreli ve düşük yoğunluklu sürdürülen asimetrik bir savaş durumu, insanlık suçları ve kayıplar.

     Açılan geri dönülmez yaralar, en önemli özkaynağımız olan insan ve asla erişemediğimiz bir gelecek ve şimdiki zaman dahil heba edilen kaynaklar.

     Gerçi olmasaydı, savaşa değil de örneğin eğitime harcanır mıydı bütçe? Tahakküm aracına dönüşen güvenlikçi politikalar, normalleştirilen ve standart haldeki antidemokratik uygulamalar, OHAL şartları, evinde, sokağında bile güvende olamama durumuna yeğlenir miydi; artan özgürlük alanları, eşitlik ilkesi, İnsan Hakları ve demokraside ilerleme?

     Anakronizm yapmanın da bir alemi yok. Odada bir fil var ve onu yaratan koşullar değiştirilmeden, yüzleşmeden hiçbir sorun giderilemezdir.

     Biri diğerinin koşutu veya sonucu olarak ilişkilenen, kronik tavuk ve yumurta hastalığımız. Tedavi ve sağlıklı düşünmenin yerine, yangına körükle gitmenin altında olmayan iyi niyetler; zorlayıcı şekilde, ısrarla tekrarlanan aynı hatalarda farklı sonuçlar aramanın altında da aranamaz.

     Önceki denemeyle şimdiki arasında geçen zamana bakıldığında, Suriye’de çıkan iç savaşın; eğitilip donatılan, bakılıp beslenen ve desteklenip teşvik edilen cihatçı çetelerin zaferiyle sonuçlandığını, eski rejimin yıkıldığını ancak özsavunma güçlerini kuran ve enternasyonal destek bulan, örgütlü Kürtler’in de kendine yaslanan, güçlü bir özne olarak var olmayı başardığını görüyoruz.

     Dürziler’in hamiliğine ise Suriye’nin komşusu ve tarihsel düşmanı İsrail soyunurken, ne yazık ki Suriye topraklarında yaşayan diğer halklar ve insanlar; genel olarak kimsesiz ve güvencesiz.

     Bugün Aleviler, sistematik şekilde vahşice katledilirken, sessiz kalan dünyanın geri kalanı ilgisiz, kör, sağır ve dilsiz ve onlara göre, yaşanan insanlık suçlarının haber değeri dahi yok.

     Çatışma çözümlerinin gelip dayanacağı yer, uzlaşmaz karşıtlıklardaki tarafların, mevcut çelişkilerin çözülebilmesi adına bir müzakere masasına oturmalarıdır.

     Kimin, ne zaman ve hangi şartlarda geldiği, elinin güçlü ve zayıf yönleri; sonuçları büyük ölçüde kendi başına belirlemeye yeterlidir.

     Fiili bir durumun yarattığı meşruiyet ise en tartışmasız olanı ve tüm duygu ve düşüncelerden, öğreti ve ezberlerden bağımsız olarak belirleyicidir.

     Nash Dengesi ve Oyun Teorisi’ne selamımızı çakalım. Tek turlu bir oyunda taraflar, kendi çıkarlarını maksimize etmek için karşı tarafı kazıklama eğilimindedir.

     Ancak tekrarlı turlar halinde süregiden durumun yarattığı gerçeklik, taraflara; uzun erimdeki ortak faydanın, kısa vadede kâr etmenin önüne geçtiği ve tarafların, her şeyi kaybetmektense, karşılıklı olarak daha azına razı olduğu bir uzlaşma durumunu yaratır.

     Açılışlar karşılıklı jestlerle iyi niyet göstergesi olarak başlar ve taraflar, karşıdakinin kendini ne zaman satıp her şeye sahip olacağını anlamaya ve ondan erken davranmak için fırsat kollamaya geçer.

     Ancak sonunda öyle bir an gelir ki, kimsenin stratejisini değiştirmediği noktada artık, oyuncunun değiştirmesi bir kazanç sağlamaz. Bu şekilde uzun vadede dengeye oturan olgun ilişkiler de kalıcılaşır ve kolay kolay yıkılamazlar.

     En olgun ve sağlam iş birliklerinin ise sorunun kaynağı ve paydaşı olan suç ortakları arasında olması da bu anlamda hiç şaşırtıcı değildir.

     Oysa yenilgiyi paylaşmak güç iştir. İşte o zaman kara kaplı defterler açılır, tüm pislikler ve kirli çamaşırlar ortaya dökülür ve arapsaçına dönüşen, geçmişin kan davaları uyandırılır. Taraflar kışkırtılır ve çatışma tırmandırılır.

     Milli İrade ve devletin vücut bulduğu, kendi bünyesinde cisimleştiren Reis’in; bugüne değin kendine denk gördüğü, muhatap aldığı tek yetkili otorite Öcalan ve on senelik bir kesinti yaşanmış olsa dahi tarafların bugüne değin birbirlerine karşı yaptıkları bir yanlış da bulunmamakta.

     Fatura da günah keçisi olarak Fethullahçılar ve Kavala’ya kesildi. Herkes ellerini yıkayıp temizlendi.

     Peki bir parantez gibi kapanan koca on seneyi, olan biteni, çekilen tarifsiz acıları, düşen ateşleri, sönen ocakları, geri dönüşsüz kayıpları, telafisi imkânsız suçları, yaşanan ve süregiden haksızlıkları, kapanmayan açık yaraları, ödenen bedelleri ne yapacağız, nereye koyacağız, nasıl taşıyacağız üstümüze çöken yükleri?

     Elitler arasında ve kapalı kapılar ardında, şeffaflıktan uzak ve tepeden inme yürütülen ve tüm süreçleri, aslında barışacak olan halktan kaçırarak hatta rıza inşasına bile gereken özen göstermeksizin yürütülen bu ikinci girişimin; belki de en doğru adımı, formaliteden dahi olsa, halkı temsilen ve meclis bünyesinde kurulan komisyon ve çalışmalarıydı.

     Örgüt sembolik de olsa silah yaktı, fesih kongrelerini düzenledi ve güçlerini Türkiye sınırları dışına çekmeye başladığını duyurdu ve topu karşı sahaya geçirdi.

     Beklenense, gerekli altyapının oluşturulması, yasal düzenlemelerin yapılması, cesur ve kararlılıkla ve de hızla yürütülmesi ve beklendiği üzere başarılı olarak sonuçlanabilmesi adına toplumsallaşabilmesi, sürdürülebilir ve kalıcı olabilmesi için gereğinin yapılması.

     Ancak bu iki adım arasında ve hatta öncesinde, kocaman bir yarık bulunmakta.

     Öncelikle yapılması gerekenler; kuvvetler ayrılığının sağlanması ile denge ve denetim mekanizmalarının işler hale getirilmesi, mevcut yasaların ve tarafı olunan uluslararası anlaşmaların, mahkemelerden çıkan kararların uygulanması.

     İnsan onuru ve hukukun üstünlüğü ile özgürlük alanlarının genişletilmesi, eşitlik ilkesine uygun olarak adaletin tüm yurttaşlara, iltimassız tesis edilmesi.

     Siyasi gerekçelerle içeride tutulan tüm rehinelerin özgürlüğüne kavuşması, sürgündekilerin yurda dönüşlerinin sağlanması, itibarlarının iadesi ve tazmin edilmesi ile seçilmiş sivil yönetici ve politikacıların görevlerine iadesi.

     Ve bunların üzerindeki tüm engellerin kaldırılması gibi bir başlangıç hiç fena olmazdı.