Veya bilinen bir diğer adıyla Hippie Yazı. 1967 yazında, tüm dünyadaki 68 Baharı’nın ayak sesleri niteliğindeki festivale, dönemin popüler merkezi haline gelen San Francisco ev sahipliği yapıyordu.
Veya bilinen bir diğer adıyla Hippie Yazı. 1967 yazında, tüm dünyadaki 68 Baharı’nın ayak sesleri niteliğindeki festivale, dönemin popüler merkezi haline gelen San Francisco ev sahipliği yapıyordu.
Tam da insanlığın kara lekelerinden olan, kitlesel ve küresel vahşetin yaşandığı II. Paylaşım Savaşı ile hemen sonrasında; insanların bir yandan yaralarını sarmakla uğraştığı, canıyla cebelleştiği ve savaş sonrası dünyada, yeni güç dengelerinin tesis edildiği döneme, yaklaşık olarak 1938-56 aralığına denk düşmesi; Çizgi Romanların Altın Çağı açısından bir tesadüf değildi.
Uzun
zamandır hiçbir şeyle ilgilenmiyorsanız, yeni bir şeylerle de karşılaşmıyor ve
dolayısıyla benim gibi; keşfin hazzının uzağına düşmüşsünüz demektir.
Bunu anlatacak birileri de yoksa ve yalnızsanız etrafta, pek de bir anlamı kalmıyor aslında.
Anda
yasakları tanımayıp barikatları aşan Dev Gen Z’ye, yetişecek yeni insan,
istikbalimize hayranlık ve muhabbetle.
Ahde vefa, ustalara saygı ve yoldaşlara selam, hasret ve sevgilerimle.
Kendimize
ait olduğunu düşündüğümüz, bizi var eden değerler; ne kadar bize ait ve ne
kadarı endoktrinasyondan? (bkz. Simülasyon ve Sistem I - Elyazmaları Kendime)
Karşı
taraftan bakınca, ‘adamlar’ zaten kendi değerlerini yaratmış, dayatmış ve en
ücralara kadar satmış, pazarlamış.
Onlar
üstün insan oldukları için; yazılı ve yazısız, tüm otorite, kısıt, kurum ve
kuvvetlerin üstünde, muaf ve dokunulmaz olduklarından özgür insan.
Kanun, öğreti, yasa, yasak, din veya etik filan; bizi bağlayan şeyler. Çünkü bir avuç imtiyazlı elitin karşısında, dünyanın geri kalanı olan ve milyarları bulan, bütün insanlık olarak biz; onların nazarında yalnızca birer köleyiz. Alt insan bile değil, insan altıyız. (bkz. Zehirli Güç ve Düzen I - Elyazmaları Kendime)
Bize
sunulan gerçekliğin sınırları dahilinde ve onun etkisi altındayken, geçerli
olanın hakikat olduğuna nasıl kanaat getirebiliriz?
Nasıl koca
koca fikirleri, canımız pahasına savunurken farklı yaklaşımlara ve aslında
kendimiz olan ötekine yaşam hakkı tanımayız?
Aslında
bilmediğimiz, durup bir kez olsun üstüne düşünmediğimiz ve anlamadığımız
düşüncelerin bize ait olduğunu nasıl iddia edebiliriz?
Ve nasıl
esasında hiçbir şey ifade etmeyen daha doğrusu ve esas numarası; altında hiçbir
şey olmadığını gizleyen, içi boş sembollere sarılarak kendi mezarımızı,
ellerimizle kazarız?
Bu şartlar altında herhangi biri gerçekten kendini gerçekleştirebilir ve iki dünyanın da efendisi olarak, huzur ve barış içinde, özgürce yaşayabilir mi, mutlu olabilir mi?
Herkesin
yalancı, hiç kimsenin güvenilir olmadığı, kaynakların tartışıldığı bu iklimde,
hakikat arayışındaki sıradan insanın imdadına; hangi kitle iletişim araçlarını
kullanarak, kim yetişecek?
İlk olarak
ve herkesten önce, kendine yakın hissetmek için önden koşullandığı taraflar
elbette.
Peki bizim dışımızda ve bizden bağımsız var olan hakikatin bundan haberi var mı veya umrunda mıdır sizce?