Deniz
Göktaş’ın başına gelenler veya genel olarak yaşadıklarımızın, gelip dayandığı
kök sorunlar aynı.
Bu bir özgürlük sorunudur. Temel insan hakları, eşit yurttaşlık ve adalet sorunudur.
Deniz
Göktaş’ın başına gelenler veya genel olarak yaşadıklarımızın, gelip dayandığı
kök sorunlar aynı.
Bu bir özgürlük sorunudur. Temel insan hakları, eşit yurttaşlık ve adalet sorunudur.
Ne
‘utanıcam’ başkası adına?
Kahraman
olarak ölmeyi beceremedi, hain olarak yaşamayı seçti.
Truva
atlarının, tavşan adayların yanına geçti.
Güce
denge getirecekti, karanlık tarafı seçti.
Sonuçta
babamın oğlu değil. Kaldı ki insan akrabalarını seçemez ama temsilcilerini,
yöneticilerini seçebilir mi?
Peki
yolunu, yoldaşlarını, safını?
Hızır
Paşa mı, Pir Sultan mı?
Ya
barikatın hangi tarafı?
“Aynılar aynı yerde.”
Emek,
dayanışma, mücadele ve insan olabilmenin bayramıdır.
Doğanın, yaşamın, bilgi, görgü, teknik, deneyim ve taşı delen suyun bayramıdır. Toprağı iten tohumun, betonda açan çiçeğin ve göz alıcı tüm renklerin. Şeylerin kendisi olarak, onurlu bir varoluşun. Korkunç ve görkemli hünerin, dünyayı döndüren, değiştiren ve değiştirecek olan emeğin.
Girit Zaferi şerefine, uzun süre Atina’da sergilenen ve zamana yenik düşen parçaları, yenisiyle değiştirilen ve nihayetinde orijinal bir tek parçası kalmayan, meşhur Theseus’un Gemisi’ne, bir şekilde hepimiz aşinayızdır sanıyorum.
Tanıştıklarında, Yakup Kadri’ye “Biz de Yaban’dan geldik.” diyerek, Palto’ya da nazire yapmış, Yaşar Kemal.
Peyami Safa’dan başlamamın nedeni, her şeye rağmen kayda değer ve ciddiye alınabilecek ürünleri ve aşırı duygusal tepkileri nedeniyle samimi buluyor olmam.
Atsız
kendi yayınında, Başbakan Saraçoğlu’na yazdığı iki açık mektupta; komünistlik,
Sovyet casusluğu ve vatan hainliğiyle suçladığı Sabahattin Ali, Pertev Naili ve
Hasan Ali Yücel gibi kişileri hedef göstererek; başbakanı vazifeye davet eder.
Sabahattin Ali bunun üzerine, Atsız’a hakaret davası açar.
Veya bilinen bir diğer adıyla Hippie Yazı. 1967 yazında, tüm dünyadaki 68 Baharı’nın ayak sesleri niteliğindeki festivale, dönemin popüler merkezi haline gelen San Francisco ev sahipliği yapıyordu.
Yalnızca bir koluna odaklandığımız, tarihin en kompleks, sofistike, kurumsal ve özel suç örgütünün; sistematik mekanizması ve çalışma prensipleri hakkında, ufacık da olsa fikir kırıntılarına sahip olabilmek için bazı konsept ve kavramlara, üstünkörü bir bakış atmak, işimize yarayabilir.
New York’ta bulunan, kaldığı Hotel Statler’ın, on üçüncü katındaki odasından, aşağı düşüp öldüğünde; devlet, ilk başta intihar, sonra da kaza olarak açıklamıştı; ölüm sebebini.
Polonya,
Katolik kökenli, ateist ve işçi sınıfı bir ailede, henüz bebek yaşta, kurdeşen
tedavisi için hastanede yatarken; yaşadığı tecrit ve yoksunluğun etkilerini
atlatamayan Ted Kaczynski’nin çileleri bununla bitmemişti.
Utangaç, yalnız ve tepkisiz bir çocuktu. Bunda 167 IQ’ya sahip bir dahi olması nedeniyle sınıf atlayarak devam ettiği okul yaşamında, uğradığı zorbalıkların da payı vardı.
Tam da insanlığın kara lekelerinden olan, kitlesel ve küresel vahşetin yaşandığı II. Paylaşım Savaşı ile hemen sonrasında; insanların bir yandan yaralarını sarmakla uğraştığı, canıyla cebelleştiği ve savaş sonrası dünyada, yeni güç dengelerinin tesis edildiği döneme, yaklaşık olarak 1938-56 aralığına denk düşmesi; Çizgi Romanların Altın Çağı açısından bir tesadüf değildi.
Uzun
zamandır hiçbir şeyle ilgilenmiyorsanız, yeni bir şeylerle de karşılaşmıyor ve
dolayısıyla benim gibi; keşfin hazzının uzağına düşmüşsünüz demektir.
Bunu anlatacak birileri de yoksa ve yalnızsanız etrafta, pek de bir anlamı kalmıyor aslında.
Anda
yasakları tanımayıp barikatları aşan Dev Gen Z’ye, yetişecek yeni insan,
istikbalimize hayranlık ve muhabbetle.
Ahde vefa, ustalara saygı ve yoldaşlara selam, hasret ve sevgilerimle.
Kendimize
ait olduğunu düşündüğümüz, bizi var eden değerler; ne kadar bize ait ve ne
kadarı endoktrinasyondan? (bkz. Simülasyon ve Sistem I - Elyazmaları Kendime)
Karşı
taraftan bakınca, ‘adamlar’ zaten kendi değerlerini yaratmış, dayatmış ve en
ücralara kadar satmış, pazarlamış.
Onlar
üstün insan oldukları için; yazılı ve yazısız, tüm otorite, kısıt, kurum ve
kuvvetlerin üstünde, muaf ve dokunulmaz olduklarından özgür insan.
Kanun, öğreti, yasa, yasak, din veya etik filan; bizi bağlayan şeyler. Çünkü bir avuç imtiyazlı elitin karşısında, dünyanın geri kalanı olan ve milyarları bulan, bütün insanlık olarak biz; onların nazarında yalnızca birer köleyiz. Alt insan bile değil, insan altıyız. (bkz. Zehirli Güç ve Düzen I - Elyazmaları Kendime)