Bu Blogda Ara

Translate

14.8.25

1. İnsan I

 

Olay günümüz yeryüzünde geçmektedir.

Kahramanlarımız arasındaki ilişkiler sevgi, saygı, yakınlık veya bir ortaklaşmadan değil; bütünüyle tesadüfi, hayatın zorunlu ve zoraki birlikteliklerindendir.

Onlar için arkadaş diyemeyiz, öyleyse tamamen profesyonel bir ilişkidir. Zira sokakta görseler selam vermeyecekler, birbirlerinin masalarına oturmayacaklar hatta aynı ortamda dahi bulunmayacak kimselerdir.

Ayrıca bu karakterlerin özel hayatları, mazileri ve çevreleri bu yazının konusu olmadığı gibi bireysel olarak ele alındıklarında varlıkları da anlamsızdır.

Ama bu demek değildir ki bir araya geldiklerinde anlamlı bir bütünün, olmazsa olmaz parçalarını oluştursunlar. Aslında birlikteyken de bütünüyle işlevsizdirler.

İyi geçinmeye ve katlanmaya, maruz kaldıkları için mecburdurlar.

İster istemez yüzgöz oldukları ve tahammül etmeye çalıştıkları bu kısımları, sıkıcı hayatlarından çıkarsak; geriye boşluk kalırdı yalnızca.

Aralarındaki keskinleşen, uzlaşmaz çelişkilerin yarattığı çatışmalar ve gerilimler; bu grubun dinamiğini oluşturmaktadır.

Birbirlerinden her ne kadar farklı ve tezat yapıda olsalar dahi bu uyumsuz parçalardan müteşekkil, tek parça duramayan, amorf bir prizmanın farklı yüzleridir, türdeştirler.

Her gün yeniden üretilen bu ilişkileri sürdürebilmek için kendinden, bilincinden ve akıl sağlığından feragat etmenin yegâne sebebi; gelecekteki sen hayalini, bugünkü kendinden vazgeçme pahasına satın almaktır.

Sarf malzemesi kalemi muamelesi çeken, değersizleştiren, alaycıların; o anlık işlerine yaradığın için takdirlerine mazhar olmaktır.

Satılan ve alınan metanın kendisi olduğu, tüketim dünyasında kendini pazarlamak; bir gereklilik, meziyet ve hatta doğal bir erdemdir.

Her şeyin satılık olduğu köle pazarında; tüm marifetlerini ucuza gitmemek, elde patlamamak adına hevesle sergileyip alkış beklemek, efendilerin zevkten dört köşe, avuçlarını ovuşturarak ve çılgınca alkışlayıp gülerek izlemekten bıkmadığı bir sirk gösterisidir.

Parlak, boyalı ve renkli giysiler içinde göz alıcı ve etkileyici olduğunu düşünen her insanın adına, hiç ilgim olmamasına rağmen ben utanıyorum.

Üç kuruş ekmek parasına, kırk takla atmayı, suratına tükürülse eyvallah çekmeyi, sindirmeyi, başarı ve akıllıca görmeyi kendine yakıştıran insana; onurlu bir yaşam küfür gibi gelebilir.

İnsanların onuru ile midesi arasında bir seçime zorlandığı, onları çaresiz bırakan ve bundan çıkar sağlayarak yaşamaya zorlayan iktisadi yapı, kapitalizmdir.

Böylesine acımasız ve düşman bir ortamda, hayatta kalmak için; kendinden düşman yaratacak denli yabancılaşmasını gerektiren, ihaneti, iç hesaplaşmaları, başarısızlığı, tatminsizliği, depresyon ve akıl hastalıklarını kaçınılmaz kılan da.

Doğadaki yerini bulamayıp kendisi olamayan ve çevresiyle de olumlu ve yapıcı ilişkiler geliştiremeyen insanın kendini; bu uğurda feda etmesini isteyen de bu düzen ve sistemdir.

Kendi taklidinin, başarısız bir kopyasına dönüşen insan ve bu gerçekliğin içinde, üretilmiş değerlere sıkıca sarılıp kendisinin sandığından; sonu hüsranla bitmeye mahkûm, mutluluk tuzaklarıyla dolu bir yaban ormanında çoktan kaybolmuş, tehlikelerin pençesinde, oradan oraya sürüklenirken; yorgun, korkmuş ve çaresizdir. Yalnız kalmıştır.

Kurtuluşu, her gördüğü yılana sarılmakta ve daima yanlış yerlerde aramaktadır. Bu nedenle de debelendikçe daha çok batmakta, kendi mezarını iştahla kazmaktadır.

Kahramanlarımız aslında yanlış odada olduğuna inanan, kendini nimetten sayan ama aynı zamanda bir diğerine özenen, belli bir mesafede ayırt edilemeyen, aynı kişi gibi görünürler ve ne yazık ki bunun farkında değillerdir.

Aynı anda hem kendilerinin biricik, kıymetli ve bulunmaz olduklarına inanırken; öte yandan kendilerinden nefret eden, içten içe değersiz olduklarını bilen ama kendilerini olduklarından farklı sunmaya çalışan.

Sürekli etrafın onayına muhtaç ve karşılıklı olarak büyüttükleri yalanlarla birbirlerini eğleyen ve buna yeterince devam ederlerse; geçerli gerçekliği, kolektif olarak üretebileceklerine ikna olmuş kişilerdir.

Aksi takdirde, kendilerine dürüst olma cesaretini gösterdiklerinde, yüzleştikleri hakikatin sonuçlarına katlanamayacak, yükünü çekemeyeceklerdir. Bu kimsenin işine gelmez. Oyna, devam. Cam köşklerindeki çıplak krallar, aslında bundan utanırlar.

Kahraman olarak ölmeyi beceremeyen herkesin kaderi, hain olarak yaşamaktır. Bu vaka çok yönlüdür ve pek çok sebebi olabilir.

Bulunduğu ortam ve o zaman için geçerli olan gerçeklik, değişen şartlar buna zorlayabilir. İnsan, derisini atan yılan gibi ona sunulan kabın şeklini almaya meyledebilir veya bu durum hayatta kalma yahut gelişimsel bir zorunluluk olarak tezahür edebilir.

İyi, kötü ikiliğinden ziyade, bir şekilde tüm yıkımlar, aynı zamanda yaratımları da getirir.

Diğer canlılardan farklı olarak insan, özgür iradesiyle ne olacağına kendi karar verebilmesi için bilincinin sağlam ve güçlü olması gerekir.

Son tahlilde, sonuca etkisi olmadığını da görebilir fakat ihtimal olarak dahi müdahil olmaktan bahsedebilmek için bile denemesi gerekir.

Sosyal konformite, aksi takdirde şahsiyeti, istediği kıvamda yoğurduğu bir hamur gibi damak zevkine uygun bir form verir. İnsan, toplumun içinde çözünüp kayboluverir. Benlik bilinciyse asla böyle bir şeyi kabul edemez, yakıştıramaz kendine.