New York’ta bulunan, kaldığı Hotel Statler’ın, on üçüncü katındaki odasından, aşağı düşüp öldüğünde; devlet, ilk başta intihar, sonra da kaza olarak açıklamıştı; ölüm sebebini.
Bir
bakteriyolog ve biyolojik savaş bilimcisi olan Frank Olson; ABD adına, bugün de
hâlâ faaliyet gösteren, salgın hastalıklar ve pandemi çalışmaları yürüten Fort
Detrick’te görev yapmaktaydı.
Her
ne kadar nükleer savaş teknolojilerinin gelişmesiyle kimyasal ve biyolojik
silah ve savaş teknolojilerinin pabucu, biraz dama atılır gibi olsa da
özellikle Kore Savaşı’nda, epey iş görmüştü.
Cenova
Protokolü, 1969 yılında, kimyasal ve biyolojik silah çalışmalarını, resmî
olarak durdurdu.
Başlarda,
belediyenin acil durum havaalanı olan Detrick Field, önceleri askeri üs olarak
kullanılmasının ardından, Camp Detrick adıyla Ira Baldwin yönetiminde, bahsi
geçen alanlarda kullanılmaya başlandı ve son olarak, bugünkü bilinen adını ve
şanını aldı.
Lumumba
ve Castro gibi lidere suikastlar ve çeşitli komplolar tezgahlanan kurumun
başına geçen Sidney Gottileb’in, çalışma arkadaşı Olson’a, habersiz şekilde LSD
vermesinden dokuz gün sonra gerçekleşen şüpheli ölümü; Church Komitesi ve
Rockefeller Komisyonları’nın, çalışmaları sonucu edindiği bulgularla açıklığa
kavuşturulmuştu.
Dönemin
başkanı Gerald Ford ve CIA direktörü William Colby, ABD adına aileden özür
dileyerek, yedi yüz elli bin dolar sus payı karşılığında, gizlilik anlaşması
yaparak, olayı örtbas etti.
Hizmetlerinden
sonra, kıyak emeklilik ve yatağında ölümle neticelenen, uzun ömründe
Gottileb’in; denetimsiz serbestlikle senelerce dokunulmaz olarak icra ettiği,
vatan hizmeti, CIA bünyesindeki bir kimyager olarak; casus yöneticiliğiydi.
İsmi
MK Ultra olan devlet programının kapsamında; suikastın yanında asıl vazife,
zihin kontrolüydü.
Şiddet
ve zor yoluyla zihni boşaltıp, yeni zihin endokrinasyonu olarak tarif
edilebilecek bu sürecin yöntemleri arasında; işkence ve uyuşturucular
bulunmaktaydı.
Programın
amaçlarından biri de doğruluk serumu üreterek, insanları bülbül gibi şakıtmak
veya sorguya dayanıklılıktı. İçki ve uyuşturucuya dayanım, kontrollü hafıza
kayıpları ve iradesiz, güdülenmiş itaat.
En
çok tercih edilen uyuşturuculardan bazıları; en başta LSD olmakla birlikte,
metamfetamin, eroin, morfin, barbitüratlar, THC, kokain ve meskalindi.
Ama
beyin yıkama, bireyi zayıflatma, lobotomi ve psikolojik harp ile fiziksel ve
psikolojik işkencenin envaiçeşidi, tam takım; programın uygulamaları
arasındaydı.
Yani
işkence diyorum ama yanlış anlaşılmasın, demek istediğim; resmî adıyla ileri
sorgulama teknikleri aslında.
İleri
sorgulamada kullanılacak ilaç ve prosedürler için bireysel hakların ihlali,
gücün kötüye kullanılması, zihinsel durumları ve beyin fonksiyonlarını
manipülasyon amacıyla hipnoz, elektroşok, duygusal yoksunluk, tecrit, ses altı
frekans dalgalarıyla hafıza silme denemeleri, sözlü ve cinsel taciz ve diğer
işkence yöntemlerini repertuarında bulunduran, rızasız ve gizlice yapılan
antidemokratik uygulamalar.
Çoğu
dünya vatandaşının, kobay olduklarından haberleri bile olmayışı, deneklerin
kolay ve gözden çıkarılabilir hedefler olarak; yerli, yoksul, mahkûm, akıl
hastaları, fahişe, bağımlı, evsiz, siyah, azınlık, aydın ve sanatçılar ile
kanaat önderleri ve muhalif ve de devrimcilerin yanı sıra; halkın içindeki
sıradan insanlar, üniversite öğrencisi gençler ve hatta çocukların bulunması ve
de programın ABD’nin arka bahçesi, üçüncü dünya ülkeleri ile müttefiklerini
kapsaması, gizli esir kampları; gerçek anlamda, kan donduran cinsten.
Elindeki
reflektörle kendisi her ne ise karşısındakileri o olmakla itham eden
ikiyüzlülüğün sonucu olarak; hakikatin, tersten the Manchurian Candidate olması
şaşırtıcı değil ve elbette bunun geliştirilen bir Nazi Bilimi olması da sürpriz
değil.
Başkan
Nixon döneminde, yükselen toplumsal muhalefet ve gençlik hareketleri ile
Watergate skandalının patlak vermesi, ifşaatlar kadar; devletin kendisine
dönüşen FBI lideri J. Edgar Hoover’ın ölümü sonrasındaki fetret devri ve
istikrarsızlıklar, akamet ve engellemelerle beraber; pislik saçılmış oldu.
Son
olarak 2001 senesinde gizliliği kaldırılan ve günümüze ulaşan bazı belgeler,
program hakkında az da olsa bilgilenmemizi sağladı.
1973’te,
CIA’in başına geçen fakat başından beri programa dahil olan Richard Helms,
kanıtları yok etme emri vermişti ancak yanlış tasnif neticesi, sehven
kurtarılan, az sayıdaki, yaklaşık yirmi bin belge; komite ve komisyonun yaptığı
çalışmalar, 1977 Bilgi Edinme Yasası gereğince, kamuya yansıdı ve bir dizi
düzenlemeler yapılmak zorunda kalındı.
Bu
tarihten sonra çalışmalar, daha çok yurtdışı, denizaşırı ve sağlam
demokrasileri olmayan, gerekli düzenlemeler bulunmayan, sadık ülkelere taşındı
veya halihazırda eşgüdümlü giden çalışmalara ağırlık verildi.
Bu
arada, bu tarif, biraz tanıdık geldi ama neyse.
Bu
işlerin kitabını yazan, asıl hüner sahibi, Nazi Doktorları Davası’nda,
Nürnberg’de yargılanan ve suç örgütü SS üyeliği, insanlığa karşı savaş suçları
ve komplo, kitle imha, soykırım, işkence, insan deneyleri gibi suçlardan;
beraat alan yedi kişi, ABD tarafından işe alındı.
Aralarında,
Ölüm Meleği lakaplı, Auschwitz’ten tanıdığımız, namı diğer Josef Mengele -ki
iki milyon ölümün sorumlusu olarak en meşhurları- yoktu.
Latin
Amerika’da firari olarak yaşadı ve yakalanmadan öldü. Üstelik savaş sonrası
ABD’nin elinden kaçmış bir esirdi.
İkizler,
engelliler, çocuklar ve cücelere özel ilgisi vardı. Basınçla iç organ patlatma,
buz küvetinde hipotermi, göze boya enjeksiyonu, kan çekme ve mikrop bulaştırma
ile ampütasyon gibi anestezi uygulamadan yaptığı müdahalelerle tanınıyordu.
1949
yılında, Almanya’dan kaçmadan önce, çiftçilikle iştigal eden Mengele’nin, kaçak
hayatı boyunca yaptığı işler arasında; marangozluk, tezgahtarlık, satış
temsilciliği ve hekimlik de vardı.
Uluslararası
Kızılhaç Komitesi’nden aldığı, Helmut Gregor adına düzenlenen, sahte
pasaportuyla Arjantin’e geçen ve Fritz Ullman ve Holmann sahte kimliklerini de
kullanan Mengele’nin, bilinen diğer müstear isimlerinden bazıları da Dr Fausto
Rindon ve S. Josi Alvers Aspiazu idi.
İsrail
ve Nazi Kelle Avcıları’nın hedefinde olmasına rağmen, 79’da Bertioga’da
yüzerken geçirdiği inme sonucu aramızdan ayrılmadan önce, Paraguay ve
Brezilya’da da ikamet ettiğini biliyoruz.
Wolfgang
Gerhard ismiyle defnedilen Ölüm Meleği’nin, kalıntıları parçalandı. Ancak 1985
yılında, adli tıp kimliğini onaylayabildi.
Faşist
diktatör Franco ve kalan Naziler’in örgütü ODESSA ile Ratlines vasıtasıyla
kaçmayı başaran Mengele’den aşağı kalmayan, Dr Ölüm ve Mauthausen Kasabı
mahlaslarıyla nam yapmış Aribert Heim da şanslı Naziler’dendi ve 1992’ye kadar
uzun yaşadı.
Tabii
yine ilginçtir ki serbest kalıp firar etmeden önce, o da ABD tarafından
yakalanmıştı.
Naziler’in
o dönem hac mekânı ya da ayakyoluna dönüşen Latin Amerika’da, Şili’de de
bulunduğu iddia edilmişti ancak düzenini kurduğu Mısır’a yerleşmeden evvel;
Fransa, İspanya, Fas ve Libya güzergahını izlemişti.
Tüm
zamanların en çok aranan Top 10 Nazileri’nden birisi olarak, birinciliğe kadar
yükselme başarısı da göstermiş olan Heim; hayatını jinekolog olarak kazanırken,
yakalandığı amansız kolon kanseri nedeniyle Hakk’ın rahmetine kavuştuğunda;
Tarık Ferit Hüseyin isimli bir Müslüman olarak Kahire’deydi.
Oğlu,
mirası için 2008 yılında, yasal ölüm ilanı girişiminde bulunmuştu. Bildiğimiz
kadarıyla isimsiz bir mezara gömülen rahmetlinin, kalıntıları kayıptır.
Tarık
Akan ve Kemal Sunal’ın olmadığı bir Hababam Sınıfı’na dönen ve toplam yirmi üç
sanığın; yedi idam ve on yıldan, müebbette kadar değişen cezalarla birlikte;
yedi beraatle ödüllendirilen, şanslı Naziler arasında, ABD tarafından Siegfried
Ruff ve Konrad Schafer; Hava Kuvvetleri’nde istihdam edilirken, Herman-Becker
Freyseng de 2001: a Space Odyssey’deki, öncüsü olduğu Uzay Tıbbı alanında
çalışmak üzere işe alındı.
Hitler’in
kabinesindeki Bilim ve Eğitim Bakanlığı bünyesinde, Reich Araştırma
Konseyi’nde, Sağlık Lideri (Bakanlığı) Yardımcısı görevinde bulunan, yıldız
sanıklardan Kurt Blome; mevcut kariyeri ve CV’si nedeniyle hem yabana
atılmayacak kadar kıymetli hem de ABD vizesi verilemeyecek denli, ele güne
karşı kötü intiba oluşturma riski olan biriydi.
Paperclip
Operasyonu’nun devamı niteliğindeki Proje 63 kapsamında ABD’ye iltica edemeyen
Blome; denizaşırı Avrupa’daki işleri yürütmekle görevlendirildiği Batı
Almanya’da, tabiatıyla sağcı Alman Partisi’nde siyasi hayatını sürdürdü.
ABD
adına, Gottileb tarafından işe alınan ve Sellers’ın muhteşem performansıyla
hafızalara kazınan; Dr Strangelove’lardan biri olan; ötanazi, kimyasal ve
biyolojik insan deneyleriyle kanser araştırmaları ve biyolojik savaş
çalışmaları yürüten Blome, bu iş için biçilmiş kaftandı.