Bu Blogda Ara

Translate

12.3.26

5. Suç Örgütü

  

New York’ta bulunan, kaldığı Hotel Statler’ın, on üçüncü katındaki odasından, aşağı düşüp öldüğünde; devlet, ilk başta intihar, sonra da kaza olarak açıklamıştı; ölüm sebebini.

Bir bakteriyolog ve biyolojik savaş bilimcisi olan Frank Olson; ABD adına, bugün de hâlâ faaliyet gösteren, salgın hastalıklar ve pandemi çalışmaları yürüten Fort Detrick’te görev yapmaktaydı.

Her ne kadar nükleer savaş teknolojilerinin gelişmesiyle kimyasal ve biyolojik silah ve savaş teknolojilerinin pabucu, biraz dama atılır gibi olsa da özellikle Kore Savaşı’nda, epey iş görmüştü.

Cenova Protokolü, 1969 yılında, kimyasal ve biyolojik silah çalışmalarını, resmî olarak durdurdu.

Başlarda, belediyenin acil durum havaalanı olan Detrick Field, önceleri askeri üs olarak kullanılmasının ardından, Camp Detrick adıyla Ira Baldwin yönetiminde, bahsi geçen alanlarda kullanılmaya başlandı ve son olarak, bugünkü bilinen adını ve şanını aldı.

Lumumba ve Castro gibi lidere suikastlar ve çeşitli komplolar tezgahlanan kurumun başına geçen Sidney Gottileb’in, çalışma arkadaşı Olson’a, habersiz şekilde LSD vermesinden dokuz gün sonra gerçekleşen şüpheli ölümü; Church Komitesi ve Rockefeller Komisyonları’nın, çalışmaları sonucu edindiği bulgularla açıklığa kavuşturulmuştu.

Dönemin başkanı Gerald Ford ve CIA direktörü William Colby, ABD adına aileden özür dileyerek, yedi yüz elli bin dolar sus payı karşılığında, gizlilik anlaşması yaparak, olayı örtbas etti.

Hizmetlerinden sonra, kıyak emeklilik ve yatağında ölümle neticelenen, uzun ömründe Gottileb’in; denetimsiz serbestlikle senelerce dokunulmaz olarak icra ettiği, vatan hizmeti, CIA bünyesindeki bir kimyager olarak; casus yöneticiliğiydi.

İsmi MK Ultra olan devlet programının kapsamında; suikastın yanında asıl vazife, zihin kontrolüydü.

Şiddet ve zor yoluyla zihni boşaltıp, yeni zihin endokrinasyonu olarak tarif edilebilecek bu sürecin yöntemleri arasında; işkence ve uyuşturucular bulunmaktaydı.

Programın amaçlarından biri de doğruluk serumu üreterek, insanları bülbül gibi şakıtmak veya sorguya dayanıklılıktı. İçki ve uyuşturucuya dayanım, kontrollü hafıza kayıpları ve iradesiz, güdülenmiş itaat.

En çok tercih edilen uyuşturuculardan bazıları; en başta LSD olmakla birlikte, metamfetamin, eroin, morfin, barbitüratlar, THC, kokain ve meskalindi.

Ama beyin yıkama, bireyi zayıflatma, lobotomi ve psikolojik harp ile fiziksel ve psikolojik işkencenin envaiçeşidi, tam takım; programın uygulamaları arasındaydı.

Yani işkence diyorum ama yanlış anlaşılmasın, demek istediğim; resmî adıyla ileri sorgulama teknikleri aslında.

İleri sorgulamada kullanılacak ilaç ve prosedürler için bireysel hakların ihlali, gücün kötüye kullanılması, zihinsel durumları ve beyin fonksiyonlarını manipülasyon amacıyla hipnoz, elektroşok, duygusal yoksunluk, tecrit, ses altı frekans dalgalarıyla hafıza silme denemeleri, sözlü ve cinsel taciz ve diğer işkence yöntemlerini repertuarında bulunduran, rızasız ve gizlice yapılan antidemokratik uygulamalar.

Çoğu dünya vatandaşının, kobay olduklarından haberleri bile olmayışı, deneklerin kolay ve gözden çıkarılabilir hedefler olarak; yerli, yoksul, mahkûm, akıl hastaları, fahişe, bağımlı, evsiz, siyah, azınlık, aydın ve sanatçılar ile kanaat önderleri ve muhalif ve de devrimcilerin yanı sıra; halkın içindeki sıradan insanlar, üniversite öğrencisi gençler ve hatta çocukların bulunması ve de programın ABD’nin arka bahçesi, üçüncü dünya ülkeleri ile müttefiklerini kapsaması, gizli esir kampları; gerçek anlamda, kan donduran cinsten.

Elindeki reflektörle kendisi her ne ise karşısındakileri o olmakla itham eden ikiyüzlülüğün sonucu olarak; hakikatin, tersten the Manchurian Candidate olması şaşırtıcı değil ve elbette bunun geliştirilen bir Nazi Bilimi olması da sürpriz değil.

Başkan Nixon döneminde, yükselen toplumsal muhalefet ve gençlik hareketleri ile Watergate skandalının patlak vermesi, ifşaatlar kadar; devletin kendisine dönüşen FBI lideri J. Edgar Hoover’ın ölümü sonrasındaki fetret devri ve istikrarsızlıklar, akamet ve engellemelerle beraber; pislik saçılmış oldu.

Son olarak 2001 senesinde gizliliği kaldırılan ve günümüze ulaşan bazı belgeler, program hakkında az da olsa bilgilenmemizi sağladı.

1973’te, CIA’in başına geçen fakat başından beri programa dahil olan Richard Helms, kanıtları yok etme emri vermişti ancak yanlış tasnif neticesi, sehven kurtarılan, az sayıdaki, yaklaşık yirmi bin belge; komite ve komisyonun yaptığı çalışmalar, 1977 Bilgi Edinme Yasası gereğince, kamuya yansıdı ve bir dizi düzenlemeler yapılmak zorunda kalındı.

Bu tarihten sonra çalışmalar, daha çok yurtdışı, denizaşırı ve sağlam demokrasileri olmayan, gerekli düzenlemeler bulunmayan, sadık ülkelere taşındı veya halihazırda eşgüdümlü giden çalışmalara ağırlık verildi.

Bu arada, bu tarif, biraz tanıdık geldi ama neyse.

 

 

Bu işlerin kitabını yazan, asıl hüner sahibi, Nazi Doktorları Davası’nda, Nürnberg’de yargılanan ve suç örgütü SS üyeliği, insanlığa karşı savaş suçları ve komplo, kitle imha, soykırım, işkence, insan deneyleri gibi suçlardan; beraat alan yedi kişi, ABD tarafından işe alındı.

Aralarında, Ölüm Meleği lakaplı, Auschwitz’ten tanıdığımız, namı diğer Josef Mengele -ki iki milyon ölümün sorumlusu olarak en meşhurları- yoktu.

Latin Amerika’da firari olarak yaşadı ve yakalanmadan öldü. Üstelik savaş sonrası ABD’nin elinden kaçmış bir esirdi.

İkizler, engelliler, çocuklar ve cücelere özel ilgisi vardı. Basınçla iç organ patlatma, buz küvetinde hipotermi, göze boya enjeksiyonu, kan çekme ve mikrop bulaştırma ile ampütasyon gibi anestezi uygulamadan yaptığı müdahalelerle tanınıyordu.

1949 yılında, Almanya’dan kaçmadan önce, çiftçilikle iştigal eden Mengele’nin, kaçak hayatı boyunca yaptığı işler arasında; marangozluk, tezgahtarlık, satış temsilciliği ve hekimlik de vardı.

Uluslararası Kızılhaç Komitesi’nden aldığı, Helmut Gregor adına düzenlenen, sahte pasaportuyla Arjantin’e geçen ve Fritz Ullman ve Holmann sahte kimliklerini de kullanan Mengele’nin, bilinen diğer müstear isimlerinden bazıları da Dr Fausto Rindon ve S. Josi Alvers Aspiazu idi.

İsrail ve Nazi Kelle Avcıları’nın hedefinde olmasına rağmen, 79’da Bertioga’da yüzerken geçirdiği inme sonucu aramızdan ayrılmadan önce, Paraguay ve Brezilya’da da ikamet ettiğini biliyoruz.

Wolfgang Gerhard ismiyle defnedilen Ölüm Meleği’nin, kalıntıları parçalandı. Ancak 1985 yılında, adli tıp kimliğini onaylayabildi.

Faşist diktatör Franco ve kalan Naziler’in örgütü ODESSA ile Ratlines vasıtasıyla kaçmayı başaran Mengele’den aşağı kalmayan, Dr Ölüm ve Mauthausen Kasabı mahlaslarıyla nam yapmış Aribert Heim da şanslı Naziler’dendi ve 1992’ye kadar uzun yaşadı.

Tabii yine ilginçtir ki serbest kalıp firar etmeden önce, o da ABD tarafından yakalanmıştı.

Naziler’in o dönem hac mekânı ya da ayakyoluna dönüşen Latin Amerika’da, Şili’de de bulunduğu iddia edilmişti ancak düzenini kurduğu Mısır’a yerleşmeden evvel; Fransa, İspanya, Fas ve Libya güzergahını izlemişti.

Tüm zamanların en çok aranan Top 10 Nazileri’nden birisi olarak, birinciliğe kadar yükselme başarısı da göstermiş olan Heim; hayatını jinekolog olarak kazanırken, yakalandığı amansız kolon kanseri nedeniyle Hakk’ın rahmetine kavuştuğunda; Tarık Ferit Hüseyin isimli bir Müslüman olarak Kahire’deydi.

Oğlu, mirası için 2008 yılında, yasal ölüm ilanı girişiminde bulunmuştu. Bildiğimiz kadarıyla isimsiz bir mezara gömülen rahmetlinin, kalıntıları kayıptır.

Tarık Akan ve Kemal Sunal’ın olmadığı bir Hababam Sınıfı’na dönen ve toplam yirmi üç sanığın; yedi idam ve on yıldan, müebbette kadar değişen cezalarla birlikte; yedi beraatle ödüllendirilen, şanslı Naziler arasında, ABD tarafından Siegfried Ruff ve Konrad Schafer; Hava Kuvvetleri’nde istihdam edilirken, Herman-Becker Freyseng de 2001: a Space Odyssey’deki, öncüsü olduğu Uzay Tıbbı alanında çalışmak üzere işe alındı.

Hitler’in kabinesindeki Bilim ve Eğitim Bakanlığı bünyesinde, Reich Araştırma Konseyi’nde, Sağlık Lideri (Bakanlığı) Yardımcısı görevinde bulunan, yıldız sanıklardan Kurt Blome; mevcut kariyeri ve CV’si nedeniyle hem yabana atılmayacak kadar kıymetli hem de ABD vizesi verilemeyecek denli, ele güne karşı kötü intiba oluşturma riski olan biriydi.

Paperclip Operasyonu’nun devamı niteliğindeki Proje 63 kapsamında ABD’ye iltica edemeyen Blome; denizaşırı Avrupa’daki işleri yürütmekle görevlendirildiği Batı Almanya’da, tabiatıyla sağcı Alman Partisi’nde siyasi hayatını sürdürdü.

ABD adına, Gottileb tarafından işe alınan ve Sellers’ın muhteşem performansıyla hafızalara kazınan; Dr Strangelove’lardan biri olan; ötanazi, kimyasal ve biyolojik insan deneyleriyle kanser araştırmaları ve biyolojik savaş çalışmaları yürüten Blome, bu iş için biçilmiş kaftandı.