Yalnızca bir koluna odaklandığımız, tarihin en kompleks, sofistike, kurumsal ve özel suç örgütünün; sistematik mekanizması ve çalışma prensipleri hakkında, ufacık da olsa fikir kırıntılarına sahip olabilmek için bazı konsept ve kavramlara, üstünkörü bir bakış atmak, işimize yarayabilir.
Psikolojik
baskı ve kitle iletişim araçları marifetiyle düşmanın savaş ve çatışma isteği
ve bunu sürdürme kapasitesini azaltmaya yönelik operasyonların tümü, psikolojik
savaş kapsamında değerlendirilmektedir.
Propaganda;
örgüt, alternatif veya rakibi düşmanlaştıran örgü ve şartlandırma yaratmak
maksadıyla sürekli tekrar, zayıf ötekiler ve çocuklarla gençler üzerine
oynayarak, pazarlama tekniklerinin kullanılmasıyla dini, eğitim, pazarlama ve
tüm diğer stratejik çıkarlara hizmet amacıyla toplumun dizayn edilmesi de
toplum mühendisliğidir.
En
masum ve zararsız görünen, minik algı bozukluklarından, antisosyal kişilik ve
dissosiyatif bozukluklara değin geniş yelpazede ve paylaşılan delilik olarak,
kitleler üzerinde zararlı etkileri gözlenir.
Komplo
teorileri aracılığıyla yarı gerçek, yarı senaryo halindeki çarpıtılmış ve
yeniden üretilen, geçerli gerçekliğin çıktısı olan hikâyenin; psikolojik
savunma mekanizmalarını harekete geçirmesi sonucu ortaya çıkan toplumsal
hareketler kullanılarak; toplumu yönlendirme, kontrol altında tutma ve paralize
etme sağlanır.
Fiili
askeri müdahaleyle ele geçirilemeyen kitleyi; propaganda, sabotaj, casusluk ya
da terörle müdahaleye uygun hale getirmeyi veya zaferi kolaylaştıran yıkıcı
faaliyetleri içeren, standart istihbarat etkinliklerinden olan; elbette
GESTAPO, CIA, MOSSAD ve MİT’in de sıkça başvurduğu; Spartalılar’ın Truva Atı’na
benzetilebilecek Beşinci Kol Faaliyetleri, aynı zamanda bir Franco taktiğidir.
İlk
hedef, her zaman için en büyük güçlüğü çıkaran ve potansiyel olarak da olsa en
ciddi tehdidi teşkil eden, en dirençli gruptur.
Medyayla
programlar, filmler ve ünlüler gibi popüler figürler aracılığıyla modayla
tüketim ve suistimal kullanılarak pompalanan; dürüstlük yerine, kurnazlık ve
dolandırıcılığın erdem olarak yüceltildiği ve ahlaki çöküşü hedefleyen,
hedonizmin, fuhuş ve uyuşturucunun pazarlandığı; kolay para peşinde kumar ve
benzeri yollara yönelten, dejenerasyon ve toplumsal çöküşü hedefleyen ve de
nihayetinde; cahil, bilgisiz ve hasta bir toplum yaratan ve tüm bunların yanı
sıra yetmezmiş gibi halkı kendine düşmanlaştıran, terörize eden yahut
eylemsizliğe iten bir çalışma şekli vardır.
Özel
olarak yetiştirilen ve beyin takımı diyebileceğimiz, yönetim ajanlarının
dışında; parayla satın alınanlar ve en kötüsü de bilmeden hizmet eden hatta
muhalif ve otorite karşıtı, yerli unsurlara kadar sirayet edebilen; bilim,
sanat gibi entelektüel camiadan insanlar ve starlar; çalışanlarını
oluşturmaktadır.
Kişi
veya grup; kendi emellerini, başkalarına sistematik olarak fakat etik dışı rıza
inşasıyla kabul ettirmek üzere; duygu, davranış ve karar mekanizmalarını
bozacak yöntemlerle etkide bulunuyorsa; bunun adı, zihin kontrolüdür.
Tutsaklara
işkence ve propagandayla fikir aşılama olarak başlamış bu sanat, gelişimini
dini tarikatlarda tamamlamıştır.
Canavarın
karnındaki yolculuğumuzdaki, el yordamıyla iç organları tanıma maceramıza devam
etmeden önce, çok kısa bir paragraf açarak; birbirinin yerine de kullanılan ve
yeni ve farklı bir şeymiş gibi belirli aralıklarla pazarlanan, sihirli üç
sayısının nimetinden faydalanan, iki şeyden hızlıca bahsetmek istiyorum.
Birincisi,
bugün bile şöyle bir kafamızı kaldırdığımızda gözümüze sokulan ve bünyemize
kolayca nüfuz eden zehriyle muhakeme yeteneğimizi sakatlayarak zarar veren bir
olgu olan ve de kısaca, demokratik toplumların dahi faşizme bağışıklığı
olmadığını gösteren Üçüncü Dalga.
Öbürü
de hesapta sağ ve sol dışında olduğu iddiasındaki – bu arada ufak bir
hatırlatma: Sağ ve solun dışında olduğunu veya sağ ile solun kalmadığını
savunan tüm yaklaşımlar, sağdır.- anti Siyonist, antisemit ve anti Amerikan
görünümlü fakat göbekten bağlı ve aslında onunla iş tutan ve güdümündeki sadık
yardakçıları olanların; Üçüncü Pozisyon palavrası.
Bizdeki
MHP ve türevleri ile devletin resmî ideolojisi, Türk İslam Sentezi’ni
Atatürkçülük olarak sattıkları büyük yalanın izlerine, ilk önce 1920-40’lar
arasındaki faşist gruplarda rastlıyoruz.
Kapitalizmin
II. Paylaşım Savaşı mirası olarak, kapitalist bloktaki Batı Avrupa
ülkelerindeki mağlup, utangaç ve ezik milliyetçi hareketlerde görüyoruz.
Bizdeki
tezahürü Kızıl Elma gibi yaygın olarak kırmızı ve faşizmin kahve rengini tercih
ettiklerini biliyoruz.
Bir
zamanların derken, daha düne kadar; evrensel insanlığın ruhani lideri
mertebesinde görülen, saygıda kusur edilmeyen ve Muhterem Hocaefendi olarak
hitap edilen, Gülen ve cemaati; akşamdan sabaha hain, terörist, vatan haini ve
bölücü ilan edildikten sonra, dillere pelesenk olan ve Fetö Taktiği olarak
adlandırılan şeylerin anlamı; bütün suçu ve sorumluluğunu, bugünün günah keçisi
bu örgüte ihale edip ellerini yıkayarak, tereyağından kıl çeker gibi arınmış ve
pirüpak sıyrılmak. Yok öyle yağma.
Sıradan
ve standart istihbarat faaliyetlerini yürütenler değişse de devlette devamlılık
esastır. Şu veya bu şekilde, kendi aralarında güç ve iktidar savaşı halindeki
kliklerden birini, ele geçirdiği avantajı ve hükmetme kabiliyetini kaybettikten
sonra, kim olsa aynısını yapacağı ve olmuş, olan ve olacak bütün şeylerin tek
müsebbibi olarak şeytanlaştırmak ve tıpkı onun yaptığı gibi aynı çizgiyi
sürdürenlerin, aslında yaptığı; işlediği suçlardan ötürü değil de suç işleme
özgürlüğünü kaybettiğinden ötürü suçlamaktır.
Şimdi
de olmadığı gibi bir zamanlar devlet, ulusun âli menfaatleri için kendinden
vazgeçen isimsiz kahramanların fedakarlıklarıyla halkın huzur ve güven içinde
rahat uyuyabildiği, lekesiz, erdemli ve suç işlemez değildi.
Benim
gördüğüm; bir avuç egemenin çıkarlarını, kendi halkına karşı savunan, halk
düşmanı bir suç örgütü.
Devlet
ayrı, hükümet ayrının mantığı da toz kondurulmayan, yüce ve kutsal devletin
politikalarını, burjuva demokrasilerinde öperek veya döverek kabul ettirecek
aktörler arasında, belli aralıklarla ve düzenli olarak, yalandan tercihte
bulunma ve icabında teneke bağlayarak bütün ihaleyi üstüne bırakmanın; tüm
taraflara getirdiği rahatlık, ferahlama ve arınma hisleri.
Terör
devletleri olduğu gibi devlet terörü ve katil devletler de vardır.
Neyse,
biz işimize bakalım. İstihbarat, cezai soruşturma ve yargı yetkileri bulunan,
bir iç istihbarat ve kolluk örgütü olarak kurulan ve terör, kontrgerilla ve
karşı istihbarat faaliyetlerini uluslararası olarak da yürüten FBI demek; ölene
dek, yarım asra yakın süreyle başında kalan, gücü ve yetkisi geçici başkanların
ve kuvvetler ayrılığı ilkesince, tüm denge ve denetim mekanizmalarının üstünde
olan; vücut bulmuş hali olarak, devletin kendisine dönüşen, J. Edgar Hoover
demektir.
Öldükten
sonra, müdürlerin görev süresi on yılla sınırlandırılan ve ta adı henüz BOI
iken yönetimde olan Hoover, daha çok yaptığı cadı avı ve kanunsuz fişlemelerle
tanınmaktadır.
Hedefinde,
kabaca tüm muhalefet, Amerikan solu ve bütün yurttaşlar vardı. Sonradan izne
bağlanan, yasadışı telefon dinleme gibi ufak haylazlıklar yanında, sivil
yurttaşları takip ve politik suikastlar gibi afacanlıklar da yapmıştır.
Yurttaşların
FBI’ı Araştırma Komisyonu, 1971 senesinde, azıcık ifşaat yapmıştı. 1972-74
arasında, Başkan Nixon’ın istifasıyla sonuçlanan Watergate Skandalı’nda kaynak
olan, Deep Throat rumuzlu Mark Felt; daha sonra FBI’da terfi ederek, yardımcı
direktörlük pozisyonuna kadar yükselmişti.
Yasadışı
dinleme, rüşvet, örgüt, siyasi casusluk ve sabotaj ortaya dökülmüştü ancak
bunlar, buzdağının uzaktan görünebilen, çok küçük bir kısmıydı.
Kısaltması
COINTELPRO olan, karşı istihbarat programı da bir Hoover eseriydi.
Siyasi
örgütleri gözetleme, sızma, itibarsızlaştırma, bozma, kara propaganda, sahte
belge düzenleme, yalan haber yayma, karalama, taciz, haksız hapis, yasadışı
şiddet, işkence ve suikast gibi yöntemlerle etkisiz hale getirmeyi ve yanlış
yönlendirmeyi içeren; aktif bir program olmasına rağmen yasadışıydı.
Komünist
Parti, feminist örgütler, savaş karşıtları, sivil haklar, Kara Panter Partisi,
Black Power, ekolojistler, hayvan hakları savunucuları, Amerikan Yerlileri
Hareketi, bağımsızlık hareketleri, sosyalistler, anarşistler, yeni sol vs.
hepsi saldırı altındaydı.
Takibattaki
bazı kişilerse Muhammed Ali, James Baldwin, Fred Hampton, Ernest Hemingway, Tom
Hayden, Abbie Hoffman, Martin Luther King Jr ve Malcolm X gibi şampiyonlar
ligi, çok değerli ve saygın insanlardı.
II.
Paylaşım Savaşı sırasında, Roosevelt döneminde, MI6 örnek alınarak, askeri
istihbarat ve gizli operasyonları yürütmek için; yurtiçi ve dışında propaganda,
taktiksel ve askeri amaçlı etkinliklerde bulunmak üzere; Bill Donovan
yönetiminde kurulan ve daha sonra CIA adını alacak COI örgütü kuruldu.
Bir
de dünya çapında ve yerel dillerde yayın yapan, meşhur Amerika’nın Sesi
Radyoları vardı.
Bu
örgüt casusluk, yıkım ve savaş sonrası planlamayı da kapsayacak şekilde, aynı
ellerde OSS’e evrildi.
Savaş
sonrası, Truman döneminde, bu sefer de Sidney Souers idaresinde ulusal güvenlik
ve kurumlararası koordinasyonu da sağlayacak CIG adıyla çalışmalarına devam
etti.
Antikomünizm
adına psikolojik savaş ve darbelerin, paramiliter operasyonlar ve siyasi etki
ile suikast ve rejim değişikliklerinin altından çıkan; başka ülkelerde kendi
uydu istihbarat örgütlerini dizayn eden ve tüm bunların yanında işkence eğitimi
ve teknik destek sunan, olgunluk dönemi; Roscoe Hillenkoeter dönemiyle ve CIA
ismiyle başladı.
Telefon
dinleme, zihin kontrolü teknikleri ve uyuşturucu kaçakçılığıyla uğraşan bu
örgüte; COINTELPRO ve MK Ultra ifşaları sonucu, denetim ve bazı düzenlemeler
getirilse de sözde kalan bu yaptırımların, pratikte bir karşılığı olmadı.
80’lerde
Yeşil Kuşak şeriatçılar ve faşist kontrgerilla çalışmalarıyla geçerken;
2000’lerden sonra, küresel antiterör savaşına girişti, yersen.
Watergate
sonrası başlayan süreçte, New York Times’ın 1974 sonunda ortaya attığı,
yasadışı faaliyetler ve deneyler iddiası olmasaydı; ABD Kongresi, Church
Komitesi ve Rockefeller Komisyonu’nu kurup; savunma bakanlığı, ordu, CIA ve
FBI’ı soruşturmayacaktı.
Rızasız
insan kobaylar üzerinde, bilinçli ve farkında olmadıkları kimyasal, biyolojik
ve psikolojik süreçlerle insan zihnini etkileme ve kontrol etme üzerine, etik
dışı deneylerin yapıldığı malumatına, hiç sahip olmayacaktık belki de.
Daha
sonra başkan olacak George H W Bush’un yerine göreve gelen, CIA direktörü
Stansfield Turner; Helms’in belgeleri yok etme emrinden, şans eseri kurtulan
belgeleri, ortaya yine çıkarır mıydı, bilemeyiz?
Ama
Başkan Ford’un; insan üzerinde, izinsiz uyuşturucu deneylerini yasaklamak
zorunda kaldığını biliyoruz.