Bu Blogda Ara

Translate

28.8.25

3. Kadın Sorunu ve Erkeklik I

 

İnsanlar, hayattaki tüm başarısızlık ve yetersizliklerinin intikamını; yakın çevresindeki gücü yettiği kişi ve şeylerden çıkarır.

Penislerinden başka övünç kaynağı olmayan, her alanda boyun eğen, ezik erkekler; kontrolü altındaki kadınlara yönelir çünkü yakındaki en kolay hedef olarak, onları görür.

Arkasına kurumsal patriyarkayı alarak bir cihat, haçlı seferi edasıyla tebliğ yapar.

Buradaki espri, insanın saldırdığı şeyin aslında kendisi olmasıdır. Bugünkü kendisi ve bugünkü kendisini hatırlatan her şeye aslan kesilirken; bugünkü temel ve yapısal sorunlarının kaynağı olan efendilerine toz kondurmaz, canı pahasına savunur.

Çünkü bir gün, yarınki kendisi odur. Kendini gerçekleştirmiş, egemen, kazanan, başarılı olmuş ve herkesin etrafında pervane olduğu kendisidir.

Ona yöneltilen her saldırı ve tehdit, kendisine yöneltilmiş gibi kişisel algılar. Yarınki iktidarı uğruna, bugünkü kendinden nefret eder.

Kadınlar tüm biyolojik eksik ve kusurlarına rağmen, hiç yaratılışlarına ve güçsüzlüklerine bakmaksızın; erkeklerin karşısına dikilip elinin hamuruyla erkek işlerine karışarak, boylarından büyük işlere kalkışırlar. Aman tanrım ne densizlik ne büyük terbiyesizlik!

Oysa ne güzel, tüm kamusal alanlar ve haklardan yalıtılıp eve hapsedildikleri ve yalnızca erkeklerin eve ekmek getirdiği dünyada, hiçbir söz hakları ve özgürlükleri olmaksızın, bütünüyle erkeğin insafına bırakılmaları, koşulsuz şartsız boyun eğmeleri gerekirdi.

Bunun gibi işçiler tembel; göçmenler ucuz işgücü olarak ekmeğimizi elimizden alıyor, huzuru bozup güvenlik tehdidi oluşturuyor. Veya LGBTI+’ler ahlakımızı bozup gençlerimizi zehirliyor yahut millet yiyecek ekmek bulamazken; pis, hastalık yayan ve saldırganlaşan sokak hayvanlarını besliyorlar.

Şunlar ahlaksız, bunlar hain, onlar iğrenç gibi gibi.

Kadınların rehberliğinde, anlayabildiğim kadarıyla kendi çapında kimi gözlem ve gerçeklere dayanan bazı tespitlerde bulunma cüretinde bulunarak ancak haddimi aşmadan, konunun gerçek muhatapları ve mücadelelerini veren kadınlara saygı ve şükranlarımı sunarım.

Aynı dünyada yaşayıp aynı dertlerden mustarip olduğumuz ve birlikte hareket etme zorunluluğumuz, sırf penise sahip olduğumuz için daha avantajlı konumda olduğumuz gerçeğini değiştirmez.

Savaş şartlarında, cephedeki erkeklerden oluşan üretimdeki işgücü açığını hem de ucuza kapatmak için, o zamana kadar toplumsal hayattan soyutlanan ve görünmez emekleriyle evlerine kapanarak, atanmış cinsiyet rollerini oynayan kadınlar; üretime katılarak kamusal alanda var olmaya başlayalı beri, erkeklerin örgütlü, sistematik engelleriyle de uğraşmak zorunda kaldı.

Savaş tecrübesi yaşayıp ölüm, yıkım, sefalet ve rezaleti gördükten sonra; kişiliklerini yitirip askere dönüştüklerinde, barış döneminde işlevsizleşmiş, korkmuş ve canavarlaşmış olan erkekler.

Uğruna savaştıkları vatan, millet, Sakarya gibi değerlerin sonucunda kutsal, yüce devletlerinin onlara uygun bir yer bulamadığını, kahraman gibi karşılanıp el üstünde tutulmadıklarını görünce; büyük bir öfke ve hayal kırıklığı yaşadılar.

Kadınlar işlerini ellerinden almış; üstelik daha ucuza ve verimli. Ahlaksızlık ve yozlaşma almış başını yürümüş. Döndükleri toplum değişmiş, bıraktıkları kişilikleri yok olmuş, uyum sağlama becerileri gitmiş ve biz bunun için mi savaştık diye düşünmeye başlamışlar? Hal böyle olunca, neredeyse erkeklere merhamet duyulabilirdi.

Tüm sorunlarımızın kökeninde iktidarsız, yaşlı erkelerin egemen olduğu, daha fazla güç ve iktidar talep eden, doyumsuz saldırganlığın ideolojisi kapitalizm ve onun kutsal değerleri ile kurumları olduğu gün gibi ortadayken; ancak buna dayılanacak cesaret ve erkeklikleri olmadığından, kök sorun ve köklü değişimler yerine; zayıf gördükleri, kolay hedeflere yönelerek, tüm sorunları yeniden üreterek kalıcılaşmasına hizmet eden erkekliğe; bu şartlar altında acımamız ya da anlayış göstermemiz, ne yazık ki mümkünsüzdür.

Kadınlar her gün her gün onlara düşman ve hakir gören, metalaştıran ve hegemonya kurulmaya çalışılan bir dünyada var olmak zorundadır. Ve yine her gün, her gün bu dünyada kendini kanıtlamak zorundadır.

İş hayatında en az erkekler kadar işe yarar olduğunu göstermek adına, daima en çalışkan ve en bilgili olmak zorundadır zira her an kapı önüne konabilir. Ve eşit işte eşit ücreti, daha fazlasını hak etmiş olsa dahi alamayabilir. Veya terfi ya da yönetim kademesinde, aşılmaz cam tavanlara takılabilir.

Çalışacaksa bile önce; kendi başına yapmadığı çocukların bakım ve yetiştirilmesi için ebeveyn ödevlerini yerine getirmeli, ev işlerini görmeleri ve kocasına karşı kadınlık görevlerini yerine getirdikten sonra; ancak kalan zamanda, hobi olarak, yalnızca belirli alanlar ve pozisyonlarda çalışabilir.

Kendi başına hiçbir işi göremez, eksik ve yetersiz kabul edilir. Bunca cephede savaşıp onca başarılı sürecin ardından üstelik.

Erkek ölümcül trafik kazasına karışabilir fakat kabahat kesinlikle onda değildir; adak, kurban veya sadaka ile bedeli ödenebilir. Ancak kadın şoförler kusursuz dahi olsa, sırf cinsiyetleri yüzünden; araba kullanmaya cüret ettiği için kabahatlidir.

Erkekler kaba, saldırgan, vahşi ve barbarca davrandığında; bu kimi zaman yiğitliğin, delikanlılığın şanındandır denip desteklenirken; söz konusu kadınlar olduğunda edep, adap ve teslimiyet beklenir. Erkek çocukları misafirlere pipilerini gösterir ve övülürler.

Kadınlara daima güçsüz, aciz, kendine yetemeyen ve erkek egemenliği ve himayesine muhtaç olduğu empoze edilerek; çoğunlukla kutsal aile müessesesi içinde ve yine kadınlar tarafından yetiştirilirler. Ve tam aksi dikte edilerek yetiştirilen erkekler de patriyarkayı, evde kendi elleriyle yaratan kadınların eseridir.

Kapitalizm, bizi kendimize yabancılaştırarak kendi düşmanımızı, kendimizden tekrar üretme becerisine sahiptir.

Kültür, gelenek, din, normlar ve üretim ilişkilerini elinde tutan belirleyicidir. “Annelerin ninnilerinden spikerin okuduğu habere kadar,” bu böyledir.

Ama bu toplumda var olmaya zorlanmak, -yan etki olarak- erkeklerde olmayan bir hüner de kazandırmıştır. Hiç kimsenin olmadığı ortamda yalnızlarken dahi tüm hareketleri ve düşünceleri, kontrol ve gözetim altındadır.

Çoğu zaman yargılayıcı otokontrol mekanizması olarak işlese dahi sonuç olarak kadının kişiliği, tam zamanlı olarak ikiye bölünmüştür. Sürekli kendini izleyen bir gözlemci ile icracı, aynı bütünlüğün şu veya bu oranda özerkleşmiş parçalarıdır.

Etrafı, çevrenin içinde kendini ve var olmaya çalıştığı ortamı; derin bir içgörüyle farkındalığı ve bunu alelade bir şey marifetiyle becerirler.

Bu nedenle dan dun giden ilkel erkekler; her zaman kadın onayı, yönlendirmesi ve bilgeliğine muhtaçtır. Kendi başlarına hayatta kalma becerileri son derece zayıf ve kısıtlıdır.

Ne yazık ki kadınlar da erkek boyunduruğunda bir dünyada, şartları kabul ettikleri takdirde; kafalarının içindeki otoriter gözlemci annenin, aslında erkeğin güdümünde kalırlar.