İnsanlar,
hayattaki tüm başarısızlık ve yetersizliklerinin intikamını; yakın çevresindeki
gücü yettiği kişi ve şeylerden çıkarır.
Penislerinden
başka övünç kaynağı olmayan, her alanda boyun eğen, ezik erkekler; kontrolü
altındaki kadınlara yönelir çünkü yakındaki en kolay hedef olarak, onları
görür.
Arkasına kurumsal patriyarkayı alarak bir cihat, haçlı seferi edasıyla tebliğ yapar.
Buradaki
espri, insanın saldırdığı şeyin aslında kendisi olmasıdır. Bugünkü kendisi ve
bugünkü kendisini hatırlatan her şeye aslan kesilirken; bugünkü temel ve
yapısal sorunlarının kaynağı olan efendilerine toz kondurmaz, canı pahasına
savunur.
Çünkü bir
gün, yarınki kendisi odur. Kendini gerçekleştirmiş, egemen, kazanan, başarılı
olmuş ve herkesin etrafında pervane olduğu kendisidir.
Ona
yöneltilen her saldırı ve tehdit, kendisine yöneltilmiş gibi kişisel algılar.
Yarınki iktidarı uğruna, bugünkü kendinden nefret eder.
Kadınlar
tüm biyolojik eksik ve kusurlarına rağmen, hiç yaratılışlarına ve
güçsüzlüklerine bakmaksızın; erkeklerin karşısına dikilip elinin hamuruyla
erkek işlerine karışarak, boylarından büyük işlere kalkışırlar. Aman tanrım ne
densizlik ne büyük terbiyesizlik!
Oysa ne
güzel, tüm kamusal alanlar ve haklardan yalıtılıp eve hapsedildikleri ve
yalnızca erkeklerin eve ekmek getirdiği dünyada, hiçbir söz hakları ve
özgürlükleri olmaksızın, bütünüyle erkeğin insafına bırakılmaları, koşulsuz
şartsız boyun eğmeleri gerekirdi.
Bunun gibi
işçiler tembel; göçmenler ucuz işgücü olarak ekmeğimizi elimizden alıyor,
huzuru bozup güvenlik tehdidi oluşturuyor. Veya LGBTI+’ler ahlakımızı bozup
gençlerimizi zehirliyor yahut millet yiyecek ekmek bulamazken; pis, hastalık
yayan ve saldırganlaşan sokak hayvanlarını besliyorlar.
Şunlar
ahlaksız, bunlar hain, onlar iğrenç gibi gibi.
Kadınların
rehberliğinde, anlayabildiğim kadarıyla kendi çapında kimi gözlem ve gerçeklere
dayanan bazı tespitlerde bulunma cüretinde bulunarak ancak haddimi aşmadan,
konunun gerçek muhatapları ve mücadelelerini veren kadınlara saygı ve
şükranlarımı sunarım.
Aynı
dünyada yaşayıp aynı dertlerden mustarip olduğumuz ve birlikte hareket etme
zorunluluğumuz, sırf penise sahip olduğumuz için daha avantajlı konumda
olduğumuz gerçeğini değiştirmez.
Savaş
şartlarında, cephedeki erkeklerden oluşan üretimdeki işgücü açığını hem de
ucuza kapatmak için, o zamana kadar toplumsal hayattan soyutlanan ve görünmez
emekleriyle evlerine kapanarak, atanmış cinsiyet rollerini oynayan kadınlar;
üretime katılarak kamusal alanda var olmaya başlayalı beri, erkeklerin örgütlü,
sistematik engelleriyle de uğraşmak zorunda kaldı.
Savaş
tecrübesi yaşayıp ölüm, yıkım, sefalet ve rezaleti gördükten sonra;
kişiliklerini yitirip askere dönüştüklerinde, barış döneminde işlevsizleşmiş,
korkmuş ve canavarlaşmış olan erkekler.
Uğruna
savaştıkları vatan, millet, Sakarya gibi değerlerin sonucunda kutsal, yüce
devletlerinin onlara uygun bir yer bulamadığını, kahraman gibi karşılanıp el
üstünde tutulmadıklarını görünce; büyük bir öfke ve hayal kırıklığı yaşadılar.
Kadınlar
işlerini ellerinden almış; üstelik daha ucuza ve verimli. Ahlaksızlık ve
yozlaşma almış başını yürümüş. Döndükleri toplum değişmiş, bıraktıkları
kişilikleri yok olmuş, uyum sağlama becerileri gitmiş ve biz bunun için mi
savaştık diye düşünmeye başlamışlar? Hal böyle olunca, neredeyse erkeklere
merhamet duyulabilirdi.
Tüm
sorunlarımızın kökeninde iktidarsız, yaşlı erkelerin egemen olduğu, daha fazla
güç ve iktidar talep eden, doyumsuz saldırganlığın ideolojisi kapitalizm ve
onun kutsal değerleri ile kurumları olduğu gün gibi ortadayken; ancak buna
dayılanacak cesaret ve erkeklikleri olmadığından, kök sorun ve köklü değişimler
yerine; zayıf gördükleri, kolay hedeflere yönelerek, tüm sorunları yeniden
üreterek kalıcılaşmasına hizmet eden erkekliğe; bu şartlar altında acımamız ya
da anlayış göstermemiz, ne yazık ki mümkünsüzdür.
Kadınlar
her gün her gün onlara düşman ve hakir gören, metalaştıran ve hegemonya
kurulmaya çalışılan bir dünyada var olmak zorundadır. Ve yine her gün, her gün
bu dünyada kendini kanıtlamak zorundadır.
İş
hayatında en az erkekler kadar işe yarar olduğunu göstermek adına, daima en
çalışkan ve en bilgili olmak zorundadır zira her an kapı önüne konabilir. Ve
eşit işte eşit ücreti, daha fazlasını hak etmiş olsa dahi alamayabilir. Veya
terfi ya da yönetim kademesinde, aşılmaz cam tavanlara takılabilir.
Çalışacaksa
bile önce; kendi başına yapmadığı çocukların bakım ve yetiştirilmesi için
ebeveyn ödevlerini yerine getirmeli, ev işlerini görmeleri ve kocasına karşı
kadınlık görevlerini yerine getirdikten sonra; ancak kalan zamanda, hobi
olarak, yalnızca belirli alanlar ve pozisyonlarda çalışabilir.
Kendi
başına hiçbir işi göremez, eksik ve yetersiz kabul edilir. Bunca cephede
savaşıp onca başarılı sürecin ardından üstelik.
Erkek
ölümcül trafik kazasına karışabilir fakat kabahat kesinlikle onda değildir;
adak, kurban veya sadaka ile bedeli ödenebilir. Ancak kadın şoförler kusursuz
dahi olsa, sırf cinsiyetleri yüzünden; araba kullanmaya cüret ettiği için
kabahatlidir.
Erkekler
kaba, saldırgan, vahşi ve barbarca davrandığında; bu kimi zaman yiğitliğin,
delikanlılığın şanındandır denip desteklenirken; söz konusu kadınlar olduğunda
edep, adap ve teslimiyet beklenir. Erkek çocukları misafirlere pipilerini
gösterir ve övülürler.
Kadınlara
daima güçsüz, aciz, kendine yetemeyen ve erkek egemenliği ve himayesine muhtaç
olduğu empoze edilerek; çoğunlukla kutsal aile müessesesi içinde ve yine
kadınlar tarafından yetiştirilirler. Ve tam aksi dikte edilerek yetiştirilen
erkekler de patriyarkayı, evde kendi elleriyle yaratan kadınların eseridir.
Kapitalizm,
bizi kendimize yabancılaştırarak kendi düşmanımızı, kendimizden tekrar üretme
becerisine sahiptir.
Kültür,
gelenek, din, normlar ve üretim ilişkilerini elinde tutan belirleyicidir.
“Annelerin ninnilerinden spikerin okuduğu habere kadar,” bu böyledir.
Ama bu
toplumda var olmaya zorlanmak, -yan etki olarak- erkeklerde olmayan bir hüner
de kazandırmıştır. Hiç kimsenin olmadığı ortamda yalnızlarken dahi tüm
hareketleri ve düşünceleri, kontrol ve gözetim altındadır.
Çoğu zaman
yargılayıcı otokontrol mekanizması olarak işlese dahi sonuç olarak kadının
kişiliği, tam zamanlı olarak ikiye bölünmüştür. Sürekli kendini izleyen bir
gözlemci ile icracı, aynı bütünlüğün şu veya bu oranda özerkleşmiş
parçalarıdır.
Etrafı,
çevrenin içinde kendini ve var olmaya çalıştığı ortamı; derin bir içgörüyle
farkındalığı ve bunu alelade bir şey marifetiyle becerirler.
Bu nedenle
dan dun giden ilkel erkekler; her zaman kadın onayı, yönlendirmesi ve
bilgeliğine muhtaçtır. Kendi başlarına hayatta kalma becerileri son derece
zayıf ve kısıtlıdır.
Ne yazık ki
kadınlar da erkek boyunduruğunda bir dünyada, şartları kabul ettikleri
takdirde; kafalarının içindeki otoriter gözlemci annenin, aslında erkeğin
güdümünde kalırlar.