Bu Blogda Ara

Translate

4.9.25

4. Kadın Sorunu ve Erkeklik II

 

Modern kapitalist toplumun kutsal ve temel birimi ailedir. Ataerkil toplumda bir uzlaşma, asgari müşterekte buluşma ve yapıtaşı olmak gibi vasıfları vardır.

Kök salmak, düzen kurmak, sürüye uymak, kendini gerçekleştirmek ve mutlu olmak için olmazsa olmaz görülen, bir başarı hikayesidir. İnsanlar buna, tanrıdan bile daha fazla inandırılmıştır.

Doğal olarak şartlar burada da eşit ve adil değildir, dolayısıyla algılama ve yaşama biçimleri de. Her şeyden önce tamamen mülkiyet ve egemenlik ilişkilerinin ihtiyaçlarından doğmuş bir çözümdür.

Elbette, hele ki dayatıldığı gibi asla her zaman işe yaramaz, yüklenen ve beklenen fonksiyonları sağlayamaz.

Kadınlara, sıkıca muhafaza etmeleri gereken, zor kazanılan bir değer olarak bekareti yüceltirken; erkeklere ‘ucundan acık’ bir bedelle sınırsız teşvik ve özgürlük sağlanır.

Erkekler, âşık olmasın diye ilk cinsel deneyimlerini hayat kadınlarıyla yaşama geleneğine sahipken; kadınlardan, kendilerini yalnızca kocalarına saklayarak mutluluğu dışarıda aramayan sadık eş olmaları beklenir.

Yalnız haberler kötü. Büyük bir sabır ve ısrarla uygulanan aynı tarifeler, beklenen sonuçları vermezler.

Fahişelere âşık olup heba olan erkekler; tüm baskı, zorlama ve zararlarına hatta hayati risklerine karşın, kendini fail erkeğe muhtaç, onsuz değersiz ve günahkâr hisseden, başarısız, yetersiz kadınlar, toplumsal damgalamalar.

Evlilik, aile ve cinselliğe bakıştaki sakatlığı anlamak için, bir biçimde para ve hayatta kalma yahut avantaj kazanmak adına, sömürü çarkının bir parçası olarak fuhşa zorlanmaya bakmak yeterlidir.

Aslında başlı başına bu bile nasıl ilkel, düşman, zararlı ve yabancı bir yapay ortamda yaşamaya zorlandığımızı gösterir.

Normal şartlarda fahişelik de diğer meslekler kadar saygın, sıradan, itibarlı, onurlu ve cinsiyetsizdir.

Sorun, tıpkı en az diğer işkollarında olduğu gibi kanını, etini, emeğini, vaktini, ömrünü; para karşılığında satarak kendi hayatından feragat edip başkalarını memnun ederken, kendine düşmanlaşıp yabancılaşmandır.

Bunun yanında toplumsal dışlanma, damgalanma, ayrımcılık, nefret hedefi olma ve bedenin üzerinde rızan dışında başkalarının saldırgan tasarruflarının olması da cabasıdır.

Zaten bu iktidarsız, yaşlı erkekler kulübü kapitalistler de en çok tüm kadınların bedenleri üzerinde söz sahibi olmayı isterler.

En azından ne mutlu ki toplumun en direngen, boyun eğmez ve mücadeleci kesimini, en ilerici unsurlarını kadınlar oluşturmaktadır.

Erkeklerse çoğu zaman çatışmaların ve adaletsizliklerin parçası olduğunun farkında bile değildir.

Sonuç olarak; gem vuramadıkları arzularının, zorlayıcı nesnesi olan, başına buyruk, uzlaşmaz, özgür ruhlu ve şahsiyet sahibi Lilith bunlara yüz vermeyince; teselli ikramiyesi olarak, evlenilecek kadın, iyi huylu, sadık eşya Havva vardır.

Kutsal bakiredir ama erkeğin güdümünde olmadığında, erkeğini de yoldan saptırma potansiyelini içinde barındırır.

Çünkü evlilikler, Lilith’ten vazgeçen Ademler ile kendinden vazgeçen Lilithler arasında gerçekleşir.

Bir başka önemli husus da daima kendinin ve çevrenin bilincindeki, erkek dünyasına entegre olmuş gözlemcinin; dönemsel olarak saman alevi gibi belirip kaybolan, tutarsız değişkenlikler gösteren ama sonucunda daima yetersiz hissettiren, gerçekdışı norm, beklenti ve moda akımlarının yönlendirmesiyle yaratılan talepler aracılığıyla ve bunu sağlıklı, huzurlu, başarılı gelecekteki sen konseptiyle pazarlayarak; inanılmaz kârlı tüketim sektörleri yaratılmasıdır.

Kendiliksiz erkeklere sadece cinsellik ve bununla özdeş güç fikrinin satılması kâfi, ürün skalası son derece sınırlıyken; özel durumlarından ötürü kadınlar daha istismara açık, geniş ürün ve hizmet yelpazesiyle zengin bir pazar konumundadır.

Henüz ergenliğe adım atacağı çocukluk çağlarındaki o çocuksu masumiyet, yaşlı ve zengin erkeklerin ağızlarının suyunu akıtır ve bu durum artık orta yaş denebilecek dönemlerde, doğurganlığını yitiren, işe yaramaz ve ölümü çağrıştıran, tiksinti uyandırıcı bir yaratığa dönüşene kadar devam eder.

Göz önünden, ayakaltından, toplumsal hayattan hatta yaşamın bütününden emekli etmek istedikleri zombilerdir, onlara göre.

Kadını bu denli aşağılayıp objeleştirmek, insanlığı değersizleştirmektir.

İş dünyasının profesyonel ortamlarından, sosyal ilişkilere kadar erkeklerde bu ikiyüzlülük vardır hatta kadınlar arasında bile.

Boş bir ifadeyle bön bakışlar, adeta insan türünün topuna yabancıymış gibi büzülen dudaklar, en güzel çıkılan fotoğraf açısı ve filtreler.

Aynı saç modeli, aynı renkler, kaş, göz ve hatta kirpikler, dudaklar, yanaklar, elmacıkkemiği, çene ve bilhassa burun ve kulaklar.

Aynı giysi ve aksesuarlar ve hastalıklı, orantısız vücut ölçüleri. Sağlıklı olmasından çok öyle görünmesi kıymetli cilt görünümü ve hatta vücut kılları bile.

Dönemsel ve modası çabuk geçen, tek tip ve her döneme uygun değişmesi beklenen objeler.

Erkeklerin kadın bedeni üzerinden iktidar ve güç gösterisi, eski zaman yağlıboya tablolarından, heykellere kadar uzanır.

Erkeği için soyunup mahrem pozlar veren, utangaç ve edepsiz bir meta olarak; kişiye özel, zor kazanılan değer olan zenginliğin sergilenmesi ve erkeğin bununla övünmesi, kadının boyun eğmesi. Tersiyle karşılaşamazsınız.

Dünyanın geri kalanı olan seyirci için ancak uzaktan bakılıp iç geçirilecek, kıskanılan, imrenilen erkeğin iktidarına dikiz.

Sofrasıyla topraklarıyla parasıyla mülküyle mobilyasıyla övünür gibi.

Bugün sosyal medyaya atılan görseller ve yaşam tarzı pornoları gibi.

Hep bir sahtelik, riyakarlık, onay ihtiyacı, gösteriş, görgüsüzlük ve yabancılaşma, elbette kıskançlık.

Bu şartlar altında süreci tersine çeviren, yıkıcı ve istismar eden tüm provokatif eylemler dahil, en basit küçücük bir tavır dahi; kadınların geliştirdiği bütün mücadele biçimleri yaratıcı, özgün ve meşru olduğu kadar hak ve mübahtır da.

Erkekleri çıldırtan, patriyarkaya atılan her taş; hedefi on ikiden vurmuş demektir ve olanaklar zengindir.

İktidarsız erkeklerin hüküm sürdüğü dünyada, yarınki kendine imrenen ancak içinde bulunduğu durumla yüzleşmek yerine zararsız ve kısayoldan boşalmaya çalışan erkekler.

Mizojini, homofobi ve şiddet içeren tahakküm gibi yıkıcı, hegemonik, toksik erkeklikle zorbalığı normalleştiren; özgüven ve duygusal baskılanma, hapislik, depresyon, stres veya bağımlılıkla beslenerek; bireysel silahlanmadan, yabancı düşmanlığına ve milliyetçiliğe, hayvan katliamından, erkek şiddetine, tanrı ve din namına cihattan, faşizme kadar geniş bir yelpazede tezahür eder.

İşin kötüsü, özellikle toplumsal muhalefetin güçlendiği ve erkekler kulübü iktidarına gerçek anlamda tehdit oluşturduğu anda; popülist liderler, kanaat önderleri ve toplumsal mühendislik aracılığıyla çok kolay benimsenen, taraf bulan ve iş gören bir enstrümandır.

Ne yazık ki toplumların faşizme bağışıklığı yoktur.

Şiddet bir ortam meselesidir ve üzülerek de olsa kabul etmek ve bu bilinçle hareket etmek gerekir ki her erkeğin, uygun şartlar altında, potansiyel bir şiddet failine dönüşebilmesi işten bile değildir.