Bu Blogda Ara

Translate

11.9.25

5. Kadın Sorunu ve Erkeklik III

 

Tabii yine bu ortamda, erkekliğin kültürel standartlarını karşılayamadığını düşünen ve bu kaygıyla birlikte kadınlardan farklı olarak; erkekliğin tekrar tekrar kanıtlanması gereken, kaçınılmaz olarak geçici ve sürekli tehdit edilen, elde edilmesi zor ve hassas bir statü oluğunu, kaybetmemesi gerektiğini düşünür.

Ayrıca erkekliklerini ispat etmek için toplumsal baskı gören, bu kırılganlığı ifade etmeyi kendine yediremeyen ve bu gibi nedenler sonucunda, değişen cinsiyet normlarına direnç ve saldırganlık gösteren erkekler; evrensel ölçekte bir toplumsal güvenlik sorunudur.

Heteronormatif kalıpların sorgulanmaya başlaması; erkeklerin güçlü, rekabetçi ve duygularını gizlemek yerine ifade edebilme becerisini kazanan ve geliştirmeye çalışarak eşitlikçi ilişkiler kurmaya gayretleri olduğu gibi pek çok kazanımlar olmaya devam etmektedir.

Tecrübeleri paylaşmak, görünür kılmak, örnek teşkil etmek ve tabuları tartışmaya açmak gibi hayatın her alanında toplumsal mücadeleleri örmek ve yükseltmek elzemdir.

Zira bu çağda, şu anda bile dünyanın çoğunda ayrımcılık ve haksızlıklar fazlasıyla mevcuttur.

Bu durumdan en çok etkilenenler ise LGBTİ+ komünitesidir. Cinayet, şiddet, toplumdan aforoz edilerek fuhuş ve ölüme terk edilmek, damgalanma, işten atılma, iş bulamama, kendini olduğu gibi ifade edemeyip dilediği gibi yaşayamama, tiksinti, önyargı, terörist muamelesi, yasaklama, baskılama, tedavi etmeye çalışma gibi saymakla sonu gelmeyecek fakat mücadeleyle sonu getirilecek bir yığın sorun bulunmaktadır.

Adaletsiz bir dünyada, ‘bir hayatı insan gibi tamamlayabilmek güç iştir.’ Özgürlük, eşitlik, dayanışma ve barış talepleri; gelenek, otorite ve mazinin küflü köhneliğine karşı çıkmak; huzur için mecburidir de.

Elimizde ergenlikten çıkamamış, çocuksu akıl yürütme basamağında emekleme evresinde olan, şeyleri ve olayları olduğu gibi kavrayamayan ve bu nedenle doğru bağlantılar kuramayan ve anlamlandıramadığı dünya, canını acıttığında; hesabı doğru yere kesemeyen, kolayca manipüle edilebilen, her türlü etkiye karşı savunmasız ama ne hikmetse her şeye hükmeden erkekler var.

Sanki onlar hastaymış da tüm dünya onları mutlu etmek için seferber olmuş gibi davrandığından, kendilerini evrenin merkezinde, geri kalan her şeyi hizmetlerinde, onlar için yaratılmış olduğuna inanırlar.

Hal böyle olunca da semer vuran çok olur. Milyarlarca yıllık evrimin sonucunda, bugünkü rasyonel düşünceyle ilgili kısım gelişmiş olsa da bir gün kullanmadıklarından; bir gün gelip de kuyruk gibi kaybetseler, eksikliğini hissetmezler. Genelde ilk akla gelene yahut ilk duyduklarına inanma eğiliminde olmaları bundandır.

Hayatı algılayış ve beklentileri açısından, mağara adamından ayrılan belirgin bir özellikleri bulunmamaktadır. Bu nedenle tek başlarına hayatta kalamaz, daima bir uzuvları olarak algıladıkları kadınların, destek ve onayına muhtaçtırlar.

Yetişkin insanlar gibi yaptıklarının sorumluluklarını alamaz ve sonuçlarına katlanamazlar.

Herkesin ve her şeyin etraflarında pervane olduğu erkek egemen dünyada bile her zaman kurban olurlar. Her şey onlarla ilgilidir ve herkes işi gücü bırakıp onların gönlünü hoş tutmalı, anlamalıdır.

Cinayet bile işleseler, kesin altında yatan; onları aklayan veya haklı çıkaran, hafifletici sebepleri vardır.

Biz onların neler çektiğini bilemeyeceğimiz için hoşgörülü ve anlayışlı olmalıyızdır.

Suçlu; içinde yaşadıkları toplum, ortamın şartları, gelenek, tanrı buyruğu, erkeklikleri ve kısacası kendileri dışındaki her şey olabilir ancak her zaman ve en çok mağduru suçlarlar.

Cezai ehliyetleri olmayışı ve buna karşın yargı ve karar yetkilerinin olması, onlara sınırsız hareket özgürlüğü tanırken toplumsal adaletsizliğin müsebbibi olurlar.

Olabildiğince yalın, kısa ve anlayabilecekleri düzeydeki açıklamalar; onlar için yeterli, geçerli ve gerçektir.

Eski çağlardan kalma, gün yüzü görmemiş; basit, temel ilkokul mantığıyla rahatlıkla çürütülebilecek hurafeleri, evrenin sırrı ve hakikati zannederler.

Bu bilgelik, onlara inanılmaz bir cahil cesareti verir ve benim diyen, alanında uzman, ömrünü vakfetmiş bilim insanları ve teknik kişiler; vaktini boşa harcamış, kara cahil ve beyni yanmış kişilerdir.

Bir de bunlara kendilerine benzeyen, ona baktıklarında gelecekteki kendilerini gördükleri, onların dilinden ve anlayacağı şekilde konuşan, popülist ve güçlü profil çizen insanlar gördüklerinde; onu bağrına basar ve sırtında taşırlar.

Halka sundukları çarpıtılmış gerçeklik algısı ve komplo teorileriyle bezeli saçmalıklardan oluşan illüzyonlar vasıtasıyla onları kötü emellerine alet eden bu kişiler; genellikle dini lider, milliyetçi politikacılar ve başarılı iş insanlarından çıkar ki bu bir tesadüf değildir.

İlkel erkekliğin zehirlediği zihinler, doğal olarak bu hurafelere teşnedir.

Kuşatılmış ve güçlükle ayakta kalmaya çalışan, şu sıralar çaptan düşmüş de olsa bir zaman dünyanın dizinin titrediği, herkesin önünü ilikleyip ağzını açamadığı, yüzüne, gözlerinin içine bakmaya dahi cesaret edilemeyen, hazır ol vaziyetinde el pençe divan bekleyen, tüm dünya milletlerine kök söktüren, egemen, onları işgal ve imha eden, yeryüzünden silme kudretine sahip, haraca bağlayan, yağmalayan, yakıp yıkan, hizmetinde köleleştiren ve kendine tabii kılan, dilediği gibi tehcir edip süren, kovalayan, asimile eden ancak; ırzına geçerken öpmekten de imtina etmeyen, oldukça şefkatli ve adil yönetimiyle övündüğü, şanlı kahramanlıklarla dolu fantastik bir maziye hasret duyar.

Ah nerede o eski günler diye iç geçirirken; yabancı devletler, bizimkinden başka dine mensup olanlar, kimliklerini yitirmeden var olma çabası veren halklar, diğer kültür ve milletlerden olduğundan, doğal olarak hor görülen yabancılar ve göçmenler.

Bugün borusunu cebir yoluyla öttürdüğü için hak verilen, imrenilen, örnek almamız, değil onlara benzemek; onlardan olmamız gereken ve daima bizi bölüp parçalamak, yok etmekten gayri derdi olmayan dış güçler. Sürekli önümüze engeller çıkararak bizi kıskanan, bu nedenle sekte vuran yabancılar.

Bir de bunlar yetmezmiş gibi koynumuzda beslediğimiz yılanlar, bölücü, hain, terörist pislikler. Dış güçlerin güdümünde, onlara maşalık, taşeronluk eden alçak, şerefsizler.

Böylesine hastalıklı ve sakat zihin dünyasında yaşayan bir paranoyak olmak için insanlıkla ilişkileri kesmiş ve büyük ölçüde yabancılaşmış olmak gerekir.

Değil kendi türüne, tür içindeki mevcut cinsiyetlerin ve cinsel yönelimlerin bir kısmına veya tümüne yabancılaşan, onları şeytanlaştırıp öteki ve düşman olarak algılayan, tehdit gören ve kendini evrenin merkezine konumlandırıp kalan her şeyi emrine amade gören bir zihniyet; başta kendisiyle kendi türü ve canlı cansız tüm varlıklarla çevresiyle eşit, hemzemin ve dostane ilişkiler kuramaz.

Ancak tahakküm ve iktidar ilişkileri açısından güç savaşında taraflaşan, haklı ve her şeye hakkı olduğuna inanan, gücünün yettiği her şeyi sömürmeye ve mahvetmeye çalışan, saldırgan, doyumsuz ve nasıl başka türlü var olacağını bilemeyen barbar insanın; doğayla gezegen ve evrenle olan ilişkileri ve anlayışının farklı olması beklenemez.

Yaşam hakkına, ötekine ve hiçbir insani değere takılmadan, yarın yokmuşçasına, fütursuzca; kıt kaynakları, geri dönülmez şekilde tüketen, yağmalayan ve bozan bir zihniyetle karşı karşıyayız.