Tabii yine
bu ortamda, erkekliğin kültürel standartlarını karşılayamadığını düşünen ve bu
kaygıyla birlikte kadınlardan farklı olarak; erkekliğin tekrar tekrar
kanıtlanması gereken, kaçınılmaz olarak geçici ve sürekli tehdit edilen, elde
edilmesi zor ve hassas bir statü oluğunu, kaybetmemesi gerektiğini düşünür.
Ayrıca erkekliklerini ispat etmek için toplumsal baskı gören, bu kırılganlığı ifade etmeyi kendine yediremeyen ve bu gibi nedenler sonucunda, değişen cinsiyet normlarına direnç ve saldırganlık gösteren erkekler; evrensel ölçekte bir toplumsal güvenlik sorunudur.
Heteronormatif
kalıpların sorgulanmaya başlaması; erkeklerin güçlü, rekabetçi ve duygularını
gizlemek yerine ifade edebilme becerisini kazanan ve geliştirmeye çalışarak
eşitlikçi ilişkiler kurmaya gayretleri olduğu gibi pek çok kazanımlar olmaya
devam etmektedir.
Tecrübeleri
paylaşmak, görünür kılmak, örnek teşkil etmek ve tabuları tartışmaya açmak gibi
hayatın her alanında toplumsal mücadeleleri örmek ve yükseltmek elzemdir.
Zira bu
çağda, şu anda bile dünyanın çoğunda ayrımcılık ve haksızlıklar fazlasıyla
mevcuttur.
Bu durumdan
en çok etkilenenler ise LGBTİ+ komünitesidir. Cinayet, şiddet, toplumdan aforoz
edilerek fuhuş ve ölüme terk edilmek, damgalanma, işten atılma, iş bulamama,
kendini olduğu gibi ifade edemeyip dilediği gibi yaşayamama, tiksinti, önyargı,
terörist muamelesi, yasaklama, baskılama, tedavi etmeye çalışma gibi saymakla
sonu gelmeyecek fakat mücadeleyle sonu getirilecek bir yığın sorun
bulunmaktadır.
Adaletsiz
bir dünyada, ‘bir hayatı insan gibi tamamlayabilmek güç iştir.’ Özgürlük,
eşitlik, dayanışma ve barış talepleri; gelenek, otorite ve mazinin küflü
köhneliğine karşı çıkmak; huzur için mecburidir de.
Elimizde
ergenlikten çıkamamış, çocuksu akıl yürütme basamağında emekleme evresinde
olan, şeyleri ve olayları olduğu gibi kavrayamayan ve bu nedenle doğru
bağlantılar kuramayan ve anlamlandıramadığı dünya, canını acıttığında; hesabı
doğru yere kesemeyen, kolayca manipüle edilebilen, her türlü etkiye karşı
savunmasız ama ne hikmetse her şeye hükmeden erkekler var.
Sanki onlar
hastaymış da tüm dünya onları mutlu etmek için seferber olmuş gibi
davrandığından, kendilerini evrenin merkezinde, geri kalan her şeyi
hizmetlerinde, onlar için yaratılmış olduğuna inanırlar.
Hal böyle
olunca da semer vuran çok olur. Milyarlarca yıllık evrimin sonucunda, bugünkü
rasyonel düşünceyle ilgili kısım gelişmiş olsa da bir gün kullanmadıklarından;
bir gün gelip de kuyruk gibi kaybetseler, eksikliğini hissetmezler. Genelde ilk
akla gelene yahut ilk duyduklarına inanma eğiliminde olmaları bundandır.
Hayatı
algılayış ve beklentileri açısından, mağara adamından ayrılan belirgin bir
özellikleri bulunmamaktadır. Bu nedenle tek başlarına hayatta kalamaz, daima
bir uzuvları olarak algıladıkları kadınların, destek ve onayına muhtaçtırlar.
Yetişkin
insanlar gibi yaptıklarının sorumluluklarını alamaz ve sonuçlarına
katlanamazlar.
Herkesin ve
her şeyin etraflarında pervane olduğu erkek egemen dünyada bile her zaman
kurban olurlar. Her şey onlarla ilgilidir ve herkes işi gücü bırakıp onların
gönlünü hoş tutmalı, anlamalıdır.
Cinayet
bile işleseler, kesin altında yatan; onları aklayan veya haklı çıkaran,
hafifletici sebepleri vardır.
Biz onların
neler çektiğini bilemeyeceğimiz için hoşgörülü ve anlayışlı olmalıyızdır.
Suçlu;
içinde yaşadıkları toplum, ortamın şartları, gelenek, tanrı buyruğu,
erkeklikleri ve kısacası kendileri dışındaki her şey olabilir ancak her zaman
ve en çok mağduru suçlarlar.
Cezai
ehliyetleri olmayışı ve buna karşın yargı ve karar yetkilerinin olması, onlara
sınırsız hareket özgürlüğü tanırken toplumsal adaletsizliğin müsebbibi olurlar.
Olabildiğince
yalın, kısa ve anlayabilecekleri düzeydeki açıklamalar; onlar için yeterli,
geçerli ve gerçektir.
Eski
çağlardan kalma, gün yüzü görmemiş; basit, temel ilkokul mantığıyla rahatlıkla
çürütülebilecek hurafeleri, evrenin sırrı ve hakikati zannederler.
Bu
bilgelik, onlara inanılmaz bir cahil cesareti verir ve benim diyen, alanında
uzman, ömrünü vakfetmiş bilim insanları ve teknik kişiler; vaktini boşa
harcamış, kara cahil ve beyni yanmış kişilerdir.
Bir de
bunlara kendilerine benzeyen, ona baktıklarında gelecekteki kendilerini
gördükleri, onların dilinden ve anlayacağı şekilde konuşan, popülist ve güçlü
profil çizen insanlar gördüklerinde; onu bağrına basar ve sırtında taşırlar.
Halka
sundukları çarpıtılmış gerçeklik algısı ve komplo teorileriyle bezeli
saçmalıklardan oluşan illüzyonlar vasıtasıyla onları kötü emellerine alet eden
bu kişiler; genellikle dini lider, milliyetçi politikacılar ve başarılı iş
insanlarından çıkar ki bu bir tesadüf değildir.
İlkel
erkekliğin zehirlediği zihinler, doğal olarak bu hurafelere teşnedir.
Kuşatılmış
ve güçlükle ayakta kalmaya çalışan, şu sıralar çaptan düşmüş de olsa bir zaman
dünyanın dizinin titrediği, herkesin önünü ilikleyip ağzını açamadığı, yüzüne,
gözlerinin içine bakmaya dahi cesaret edilemeyen, hazır ol vaziyetinde el pençe
divan bekleyen, tüm dünya milletlerine kök söktüren, egemen, onları işgal ve
imha eden, yeryüzünden silme kudretine sahip, haraca bağlayan, yağmalayan,
yakıp yıkan, hizmetinde köleleştiren ve kendine tabii kılan, dilediği gibi
tehcir edip süren, kovalayan, asimile eden ancak; ırzına geçerken öpmekten de
imtina etmeyen, oldukça şefkatli ve adil yönetimiyle övündüğü, şanlı
kahramanlıklarla dolu fantastik bir maziye hasret duyar.
Ah nerede o
eski günler diye iç geçirirken; yabancı devletler, bizimkinden başka dine
mensup olanlar, kimliklerini yitirmeden var olma çabası veren halklar, diğer
kültür ve milletlerden olduğundan, doğal olarak hor görülen yabancılar ve
göçmenler.
Bugün
borusunu cebir yoluyla öttürdüğü için hak verilen, imrenilen, örnek almamız,
değil onlara benzemek; onlardan olmamız gereken ve daima bizi bölüp parçalamak,
yok etmekten gayri derdi olmayan dış güçler. Sürekli önümüze engeller çıkararak
bizi kıskanan, bu nedenle sekte vuran yabancılar.
Bir de
bunlar yetmezmiş gibi koynumuzda beslediğimiz yılanlar, bölücü, hain, terörist
pislikler. Dış güçlerin güdümünde, onlara maşalık, taşeronluk eden alçak,
şerefsizler.
Böylesine
hastalıklı ve sakat zihin dünyasında yaşayan bir paranoyak olmak için
insanlıkla ilişkileri kesmiş ve büyük ölçüde yabancılaşmış olmak gerekir.
Değil kendi
türüne, tür içindeki mevcut cinsiyetlerin ve cinsel yönelimlerin bir kısmına
veya tümüne yabancılaşan, onları şeytanlaştırıp öteki ve düşman olarak
algılayan, tehdit gören ve kendini evrenin merkezine konumlandırıp kalan her
şeyi emrine amade gören bir zihniyet; başta kendisiyle kendi türü ve canlı
cansız tüm varlıklarla çevresiyle eşit, hemzemin ve dostane ilişkiler kuramaz.
Ancak
tahakküm ve iktidar ilişkileri açısından güç savaşında taraflaşan, haklı ve her
şeye hakkı olduğuna inanan, gücünün yettiği her şeyi sömürmeye ve mahvetmeye
çalışan, saldırgan, doyumsuz ve nasıl başka türlü var olacağını bilemeyen
barbar insanın; doğayla gezegen ve evrenle olan ilişkileri ve anlayışının
farklı olması beklenemez.
Yaşam
hakkına, ötekine ve hiçbir insani değere takılmadan, yarın yokmuşçasına,
fütursuzca; kıt kaynakları, geri dönülmez şekilde tüketen, yağmalayan ve bozan
bir zihniyetle karşı karşıyayız.