Peki bugünkü bilgi, birikim, teknik, üretim ve dönüştürme gücümüzü, insanlığın gelişim macerasını; herkesin çıkarına ve sürdürülebilir olacak şekilde ve adil olarak kullanabilmek imkânsız olabilir mi gerçekten?
Bilimsel ve
teknolojik gelişmeler, artan görgümüz; sömüren, tüketen ve kâr marjından
ötesiyle ilgilenmeyen, açgözlü sermayenin hizmetinde ve de onun ihtiyaç ile
yönelimlerine derman olmak için ve bunu yaparken de her şeyi yok etme amacı
gütmüştür.
Mevcut
koşullarda başka bir dünya mümkünü göremeyenler, sahip oldukları tüm hak ve
kazanımların; müşfik efendileri tarafından hallerine acınarak sunulduğu,
aslında onların da iyi insanlar olduğu, verili şartların ezeli ve ebedi olduğu
yanılgısına kapılabilirler.
Bilge
kralların, peygamberlerin, bizzat tanrının, kahramanların ve kendini feda eden
ulu önderlerin; kendiliğinden akıl eden dâhiler, seçilmiş kişiler olarak
bahşettiğini; bizim yatıp kalkıp onlara dua edip minnet duymaktan başka bir
görevimiz olmadığını hatta sevmek ve saygı duymak zorunda olduğumuzu herkese
dayatabilirler.
Gözü dönmüş
vaziyette, histeri krizlerine kapılabilir, ağzından köpük saçarak saldırabilir,
ısırabilir ve tükürebilirler. Tabii linç, cezalandırma, toplu katliam, kıyım,
işkence filan cabası.
Oysa bilge
kralların, seçilmiş kurtarıcıların çağı çoktan geçmiştir. Artık hiç kimse,
elindeki sihirli değnekle denizleri yarmıyor, alın bu sizin hakkınız, kıymetini
bilin, tepe tepe kullanın, biraz insanlık öğrenin de köye gidince anlatırsınız
demiyor epeydir.
Kazanılmış
bütün haklar, uzun ve örgütlü mücadeleler sonucu; gençlikleri, gelecekleri ve
hayatlarıyla en ağır bedelleri ödeyen ve bunu göze alarak serden geçen
insanların, ortak mücadeleleri sayesinde, zorla kazanılmış haklardır.
Efendiler
iktidarlarını tümden kaybetmemek veya meşruiyet sorununu çözmek için zaman
zaman ayaktakımına, birtakım tavizler ve imtiyazları; ilk fırsatta geri almak
üzere ödünç vermeye zorlanmışlardır.
Hiç kendi
sınırlarını test etmemiş, ona sunulanı olduğu gibi kabul etmiş ve köleleşmiş
insanların; bunu anlaması veya bedeli göze alamayışı yüzünden, işine gelmemesi
normaldir.
Gereğini
yapacak cesareti olmayan ve yüreği yetmeyenlerin, bir çıkış arayışında kaybolup
yanlış yola sapmaları; doğru yolda ilerleyenlere nefret duymaları, öfkelerini
yöneltmeleri ve günah keçisi ilanı revaçtadır.
Eldeki
kazanım ve hakları kalıcılaştırmak, gaspını akıllarından dahi geçirmelerini
engellemek ve adil, dostane bir dünyanın özgür, müreffeh ve eşit dünyalıları
olarak huzur ve barış içinde yaşamak.
Teknolojiyi,
bilimi ve görgümüzü gezegenimizdeki canlı cansız, gelmiş geçmiş ve gelecek
herkesin, her şeyin ortak çıkarı, amacı, hedefi ve gayesi adına yüceltmek,
gönençli, daha iyi ve yaşanılır bir hale getirmek için hepimizin bir araya
gelerek ve yetebildiği kadarıyla emeğini ortaya koyarak, sorumluluk ve bedel
ödemekten imtina etmeksizin; üretim araçlarının mülkiyetini elinde bulunduran
bir avuç azgın azınlık olan yönetici elitlerin elinden alarak, iktidarlarının
ve iktidar kavramının sonunu getirerek, gerekirse sil baştan; insanın kendine
ve doğaya yabancı ve düşman olmadığı, eşitlik temelli yeni bir anlayış ve buna
göre düzenlenmiş, uyumlu, yapıcı ve yaratıcı ilişkileri tesis etmeliyiz.
Tabii hükmü
kimseye geçmeyen, erkekliği sökmeyen, günü ve ömrünün çoğunu aşağılanarak
geçirerek insan yerine konmayan, narin ve kırılgan erkekler avuntu olarak;
onlara güzel gelen yalanlarla birbirini gaza getirir ve sahte peygamberlerle
sözüm ona kanaat önderlerinin nefret öğretilerinin, gönüllü ve adanmış
havarileri olurlar.
Çok yazık
ki erkeklerin dünyasında var olma savaşı veren kadınlar da içlerindeki erkekle
birlikte; nefretin nesnesi ve taşıyıcısı olarak yeniden üreterek, erkek
ideolojilerinden her anlamda kötü etkilenir ve zehirlenirler.
Bugünün
dünyasında akıl hastalığından mustarip, çalışma ve sosyal yaşama entegre
olamayan, sistem ve çevreleri açısından külfet ve güvenlik sorunu oluşturan,
çoğunlukla çevrimiçi ortamlarda, birbirlerini gazlayarak inandıkları yalanı
büyüten, şirazesi kaymış, dengesi şaşmış, yaşadıkları delüzyon ve delilikleri
paylaşan ve bu nedenle birbirlerini çok iyi anlayan, genellikle pasif agresif
takılan, korkak ve ürkek genç erkeklerin; eldeki verilerle profillerine
bakalım.
Kazara,
şans eseri ve bütünüyle iradeleri dışında sırf bir penise sahip oldukları için
doğal hak olarak gördükleri güç ve iktidar taleplerini karşılamakta başarısız
olmuş, öfkeli ve nefret dolu -başka bir deyişle aşırı duygusal tepkiler veren-
ve dengeli davranışlar gösteremeyen, baskılanmış insanların; çarpık görüşlerini
paylaşabilmek ya da hak verebilmek için; bu hastalıklı zihin yapısı ve duygu
dünyasını da paylaşmak gerekir.
Baskın ve
belirleyici olan erkeklik üzerine kurgulanmış öfke ve nefret duygularıdır. Geri
kalan tüm öğreti, ideoloji ve vaazlar bunun çeşitlemeleridir.
Öncelikle
kadın cinsiyetinden nefret ederler. Fıtratlarında olmadığı halde, erkeklerin
dünyasında, onların işine karışan, ekmeklerini elinden alan ve daima sorun
yaratan; özgüven ve ekonomik özgürlük, koruyucu yasalar, dezavantajlı durumları
gideren düzenlemeler ve utanmadan özgürlük, eşitlik talepleri, cinsiyetleri ve
cinselliklerinden utanmayışları, marifet gibi bunu olur olmadık her yerde
insanın gözüne sokmaları filan yenilir yutulur şeyler değil erkek açısından.
Hele ki dizlerini kırıp evlerinde oturmayıp görevlerini yerine getirmeleri
beklenirken.
Yetmezmiş
gibi bir de seçme hakları ve ayrıcalıkları ellerinden alınınca, üstelik
normalde beş para etmez, şımarık ve hadsiz kadınlar tarafından reddedilince;
sadece birkaç başarısız girişim yeterlidir. Derin bir hayal kırıklığı ve öfke.
Aldatılmışlık ve haksızlığa uğramışlık hisleri.
Ve finalde
tüm insanlıktan ümidi kesip karanlık tarafa geçerek özgürleşme. Ne yani mecbur
muyuz, insanlık olarak bebek gibi pışpışlamaya, sevmeye, anlamaya, desteklemeye
ve seninle mutlu olmaya; ben anlamıyorum ki? Gerçekten.
Sosyal
becerin gelişmemiş, psikopatik eğilimler gösteriyor, yanlış bir eğitim
tedrisatından geçmiş ve bir yalana inanmış olabilir misin, sadece soruyorum?
Bugüne
değin görmezden gelinmiş, bir kez olsun insan yerine konmamış, kendini görünmez
hatta daha kötüsü umursanmaz hissetmiş olabilir, varlığın hakkında kuşkuya
düşmüş bile olabilirsin ve sorun gerçekten sende olmayabilir.
Ama sorun,
bir kadın veya tüm kadınların onayı, sevgisi yahut tahakkümü kabul etmemesi
kesinlikle değildir. Gerçi Fight Club ya da Matrix gibi popüler kültürün büyük
anlatılarını da en olmayacak şekilde, götünden anlayan bir dalyaraklıktan
bahsediyoruz burada.
Nietzsche’yi
aynı şekilde yorumlayıp dini vaazlardan tanrı hikayelerini çıkarınca, ortaya
tüm dünyaya kan kusturan, örgütlü ve kurumsal faşizmin çıktığını bildiğimize
göre; hafife alınacak, öfkeli ve yanlış anlaşılmış gençler diye geçiştirilecek
bir durum yok. Durum ciddi ve tehlikeli.
İnsan
türünün bir kesimiyle ipleri kopardıktan sonra gerisi bir nevi çorap söküğü
gibi geliverir, anlamadan.
Çoğunlukla
ilk olsa da çemberin mükemmelen tamamlanması ve kopmaması için son çivi de
olabilir. Yolun buradan geçmesi, yalnızca an meselesi en fazla.
Güzergâh
üzerindeki uğraklara şöyle bir hızlıca göz atalım. Hepsi aynı rotayı oluşturan,
birbiriyle ilişkili bazı noktalar. Türetmek konusunda, insanın yaratıcılığının,
gerçekten sınırı yoktur.