Bu Blogda Ara

Translate

18.9.25

6. Kadın Sorunu ve Erkeklik IV

 

Peki bugünkü bilgi, birikim, teknik, üretim ve dönüştürme gücümüzü, insanlığın gelişim macerasını; herkesin çıkarına ve sürdürülebilir olacak şekilde ve adil olarak kullanabilmek imkânsız olabilir mi gerçekten?

Bilimsel ve teknolojik gelişmeler, artan görgümüz; sömüren, tüketen ve kâr marjından ötesiyle ilgilenmeyen, açgözlü sermayenin hizmetinde ve de onun ihtiyaç ile yönelimlerine derman olmak için ve bunu yaparken de her şeyi yok etme amacı gütmüştür.

Mevcut koşullarda başka bir dünya mümkünü göremeyenler, sahip oldukları tüm hak ve kazanımların; müşfik efendileri tarafından hallerine acınarak sunulduğu, aslında onların da iyi insanlar olduğu, verili şartların ezeli ve ebedi olduğu yanılgısına kapılabilirler.

Bilge kralların, peygamberlerin, bizzat tanrının, kahramanların ve kendini feda eden ulu önderlerin; kendiliğinden akıl eden dâhiler, seçilmiş kişiler olarak bahşettiğini; bizim yatıp kalkıp onlara dua edip minnet duymaktan başka bir görevimiz olmadığını hatta sevmek ve saygı duymak zorunda olduğumuzu herkese dayatabilirler.

Gözü dönmüş vaziyette, histeri krizlerine kapılabilir, ağzından köpük saçarak saldırabilir, ısırabilir ve tükürebilirler. Tabii linç, cezalandırma, toplu katliam, kıyım, işkence filan cabası.

Oysa bilge kralların, seçilmiş kurtarıcıların çağı çoktan geçmiştir. Artık hiç kimse, elindeki sihirli değnekle denizleri yarmıyor, alın bu sizin hakkınız, kıymetini bilin, tepe tepe kullanın, biraz insanlık öğrenin de köye gidince anlatırsınız demiyor epeydir.

Kazanılmış bütün haklar, uzun ve örgütlü mücadeleler sonucu; gençlikleri, gelecekleri ve hayatlarıyla en ağır bedelleri ödeyen ve bunu göze alarak serden geçen insanların, ortak mücadeleleri sayesinde, zorla kazanılmış haklardır.

Efendiler iktidarlarını tümden kaybetmemek veya meşruiyet sorununu çözmek için zaman zaman ayaktakımına, birtakım tavizler ve imtiyazları; ilk fırsatta geri almak üzere ödünç vermeye zorlanmışlardır.

Hiç kendi sınırlarını test etmemiş, ona sunulanı olduğu gibi kabul etmiş ve köleleşmiş insanların; bunu anlaması veya bedeli göze alamayışı yüzünden, işine gelmemesi normaldir.

Gereğini yapacak cesareti olmayan ve yüreği yetmeyenlerin, bir çıkış arayışında kaybolup yanlış yola sapmaları; doğru yolda ilerleyenlere nefret duymaları, öfkelerini yöneltmeleri ve günah keçisi ilanı revaçtadır.

Eldeki kazanım ve hakları kalıcılaştırmak, gaspını akıllarından dahi geçirmelerini engellemek ve adil, dostane bir dünyanın özgür, müreffeh ve eşit dünyalıları olarak huzur ve barış içinde yaşamak.

Teknolojiyi, bilimi ve görgümüzü gezegenimizdeki canlı cansız, gelmiş geçmiş ve gelecek herkesin, her şeyin ortak çıkarı, amacı, hedefi ve gayesi adına yüceltmek, gönençli, daha iyi ve yaşanılır bir hale getirmek için hepimizin bir araya gelerek ve yetebildiği kadarıyla emeğini ortaya koyarak, sorumluluk ve bedel ödemekten imtina etmeksizin; üretim araçlarının mülkiyetini elinde bulunduran bir avuç azgın azınlık olan yönetici elitlerin elinden alarak, iktidarlarının ve iktidar kavramının sonunu getirerek, gerekirse sil baştan; insanın kendine ve doğaya yabancı ve düşman olmadığı, eşitlik temelli yeni bir anlayış ve buna göre düzenlenmiş, uyumlu, yapıcı ve yaratıcı ilişkileri tesis etmeliyiz.

Tabii hükmü kimseye geçmeyen, erkekliği sökmeyen, günü ve ömrünün çoğunu aşağılanarak geçirerek insan yerine konmayan, narin ve kırılgan erkekler avuntu olarak; onlara güzel gelen yalanlarla birbirini gaza getirir ve sahte peygamberlerle sözüm ona kanaat önderlerinin nefret öğretilerinin, gönüllü ve adanmış havarileri olurlar.

Çok yazık ki erkeklerin dünyasında var olma savaşı veren kadınlar da içlerindeki erkekle birlikte; nefretin nesnesi ve taşıyıcısı olarak yeniden üreterek, erkek ideolojilerinden her anlamda kötü etkilenir ve zehirlenirler.

Bugünün dünyasında akıl hastalığından mustarip, çalışma ve sosyal yaşama entegre olamayan, sistem ve çevreleri açısından külfet ve güvenlik sorunu oluşturan, çoğunlukla çevrimiçi ortamlarda, birbirlerini gazlayarak inandıkları yalanı büyüten, şirazesi kaymış, dengesi şaşmış, yaşadıkları delüzyon ve delilikleri paylaşan ve bu nedenle birbirlerini çok iyi anlayan, genellikle pasif agresif takılan, korkak ve ürkek genç erkeklerin; eldeki verilerle profillerine bakalım.

Kazara, şans eseri ve bütünüyle iradeleri dışında sırf bir penise sahip oldukları için doğal hak olarak gördükleri güç ve iktidar taleplerini karşılamakta başarısız olmuş, öfkeli ve nefret dolu -başka bir deyişle aşırı duygusal tepkiler veren- ve dengeli davranışlar gösteremeyen, baskılanmış insanların; çarpık görüşlerini paylaşabilmek ya da hak verebilmek için; bu hastalıklı zihin yapısı ve duygu dünyasını da paylaşmak gerekir.

Baskın ve belirleyici olan erkeklik üzerine kurgulanmış öfke ve nefret duygularıdır. Geri kalan tüm öğreti, ideoloji ve vaazlar bunun çeşitlemeleridir.

Öncelikle kadın cinsiyetinden nefret ederler. Fıtratlarında olmadığı halde, erkeklerin dünyasında, onların işine karışan, ekmeklerini elinden alan ve daima sorun yaratan; özgüven ve ekonomik özgürlük, koruyucu yasalar, dezavantajlı durumları gideren düzenlemeler ve utanmadan özgürlük, eşitlik talepleri, cinsiyetleri ve cinselliklerinden utanmayışları, marifet gibi bunu olur olmadık her yerde insanın gözüne sokmaları filan yenilir yutulur şeyler değil erkek açısından. Hele ki dizlerini kırıp evlerinde oturmayıp görevlerini yerine getirmeleri beklenirken.

Yetmezmiş gibi bir de seçme hakları ve ayrıcalıkları ellerinden alınınca, üstelik normalde beş para etmez, şımarık ve hadsiz kadınlar tarafından reddedilince; sadece birkaç başarısız girişim yeterlidir. Derin bir hayal kırıklığı ve öfke. Aldatılmışlık ve haksızlığa uğramışlık hisleri.

Ve finalde tüm insanlıktan ümidi kesip karanlık tarafa geçerek özgürleşme. Ne yani mecbur muyuz, insanlık olarak bebek gibi pışpışlamaya, sevmeye, anlamaya, desteklemeye ve seninle mutlu olmaya; ben anlamıyorum ki? Gerçekten.

Sosyal becerin gelişmemiş, psikopatik eğilimler gösteriyor, yanlış bir eğitim tedrisatından geçmiş ve bir yalana inanmış olabilir misin, sadece soruyorum?

Bugüne değin görmezden gelinmiş, bir kez olsun insan yerine konmamış, kendini görünmez hatta daha kötüsü umursanmaz hissetmiş olabilir, varlığın hakkında kuşkuya düşmüş bile olabilirsin ve sorun gerçekten sende olmayabilir.

Ama sorun, bir kadın veya tüm kadınların onayı, sevgisi yahut tahakkümü kabul etmemesi kesinlikle değildir. Gerçi Fight Club ya da Matrix gibi popüler kültürün büyük anlatılarını da en olmayacak şekilde, götünden anlayan bir dalyaraklıktan bahsediyoruz burada.

Nietzsche’yi aynı şekilde yorumlayıp dini vaazlardan tanrı hikayelerini çıkarınca, ortaya tüm dünyaya kan kusturan, örgütlü ve kurumsal faşizmin çıktığını bildiğimize göre; hafife alınacak, öfkeli ve yanlış anlaşılmış gençler diye geçiştirilecek bir durum yok. Durum ciddi ve tehlikeli.

İnsan türünün bir kesimiyle ipleri kopardıktan sonra gerisi bir nevi çorap söküğü gibi geliverir, anlamadan.

Çoğunlukla ilk olsa da çemberin mükemmelen tamamlanması ve kopmaması için son çivi de olabilir. Yolun buradan geçmesi, yalnızca an meselesi en fazla.

Güzergâh üzerindeki uğraklara şöyle bir hızlıca göz atalım. Hepsi aynı rotayı oluşturan, birbiriyle ilişkili bazı noktalar. Türetmek konusunda, insanın yaratıcılığının, gerçekten sınırı yoktur.