Bu Blogda Ara

Translate

25.9.25

7. Alternatif Sağ I

  

Yine elimizde olmayan ancak ne kadar şanslı oluğumuz konusunda ne kadar övünecek olsak azdır diyerek gururlandığımız ve belirleyici olduğunu düşündüğümüz; belirli bir enlem ve boylam aralığında, plakası ve telefon kodunun kimliği tanımlama aracı olarak görüldüğü garip duruma.

Eğer soylu ve varlıklı bir aileden gelmiyorsanız böyle şeylere ihtiyaç duyabilirsiniz. Doğduğunuz ev, aile olmasa bile ilk etapta köy, mahalle filan da asalet açısından iş görür.

İnsanın o en savunmasız ve bilinçsiz anından, kendinin ve çevresinin ayırdına varabildiği, çevreyi de birbirinden ayırabildiği; etkinin içten veya dıştan mı, eğer dıştansa nereden kaynaklandığını anlayabilmesi ciddi gelişim süreçleri gerektirir.

İlk başta doğru yanlış, iyi kötü kavramlarından da önce, içinde var olduğumuz ortamı ve bunun üzerinden tüm dünyayı kavramaya ve anlamlandırmaya çalışırız.

Topladığımız bilgi ve veriler ışığında bir bakış açısı, dünya görüşü, önyargılar ve genel konsept hakkında; üzerine kompleks ve sofistike yapılar inşa edeceğimiz ilk kanı ve izlenimlerimiz oluşur.

Ve bu temel, ekonomik ömrü boyunca yapının davranışlarını etkiler. Yalnız her ne kadar malzeme dışarıdan, işlendiği ortam dış etkilere açık ve kontrolsüz de olarak imal edilse, dışarıdaki zemine uygunluk göstermeyebilir veya uyumsuzluğun nedeni doğrudan bu olabilir. İşleyen makinanın kalibrasyonu, ayarları ve ölçümlerine göre değişkenlik gösterebilirler.

Demek istediğim yargıların, fikirlerin, duyguların, yorumların; üzerine inşa edildiği temel güvenilmezdir.

Bütünüyle bizim dışımızda, irademizin ve tartılarımızın üstünde, tümüyle şansa kalmış ve yalnızca gerçeğin; yanıltıcı, anlık herhangi bir görünümünden hareketle bütünü ve hakikati yalnızca tahmin ederek hayal edip buna inanmak.

Sonra onu öyle tanımlayarak buna uyumlu olmasını beklemek ve tüm kimliği ve kişiliği ona göre dizayn etmek için; pek de akıllıca bir tercih değildir.

Elbette yine bununla övünmek, gururlanmak, şükür ve minnet duymak, yatıp kalkıp bunun için tanrıya dua etmek hele bir de olamayanlara bakıp böbürlenmek, bazen onlara acımak ama çoğu zaman nefret etmek, hakir görmek.

Genelde temizlik ve namus kavramları üzerinden iğrenç iftiralar atmak, söylemlerde insan altı bir konuma getirerek ayrımcı, yıkıcı ve saldırgan eylemlerin gerekçesi yapmak. Sırf kendisine komşu olma şerefine nail olamadı diye hem de.

Böyle koca koca popülist ideolojilerin çoğunlukları, kitleleri sürükleyen yapıların; bu kadar saçma ve sağlıksız temellere dayanmasına hâlâ hayret ediyorum.

Eğer mecburi iş birliğinin dışında kalan komşun veya o komşunun komşusu; kaynakların mülkiyeti için birden rekabet halinde olduğun, can düşmanın olan yapının örgütlenmesi içinde var oluyorsa; hayatta kalmak için nefret etmelisin. Merhamet göstermemek için insan altı, değersiz konumlandırmalısın.

Ve düşmana nefreti körüklemek için tüm canavarlaştırma, iğrençleştirme mübahtır ve itibarsızlaştırma, tatlı bir oyundur.

Komşunun tarafından bakıldığındaysa elbette aynıları senin için geçerlidir.

Bunlarla övünmek de ne bileyim? Övünmek, optional üstüne zaten. Ama bana biraz şov gibi geliyor, bilemiyorum?

Yani tabii eğer kıt kaynaklar için çatışan gruplar yerine iş birliğindeki, ortak hedefler çerçevesinde örgütlenen toplumlar gibi bir komünde yetişmediyseniz; aslında burada pek de övünülecek bir şey kalmıyor.

Hatta tam da şu anda bile terk etmeli, ardınıza dönüp de bakmadan kaçarak uzaklaşmalısınız.

Değil ki üstüne kimlik inşa etmek.

Buna asla sahip olamayacaklara üstünlük taslamak veya hizmetine girmek, köleleşmek.

Belki mahallesinde, köyünde yoktur ama koskoca ulusunda hiç mi yoktur, dişe dokunur bir şey?

İster buradan başlayıp özele isterse tümevarımla ulaşacağı nokta bu olduktan sonra; ulus denen yekûnun, komşuluk ilişkileri ve hiyerarşi dışında sunabileceği bir şey yoksa; hiçbir anlamı ve ehemmiyeti de yoktur.

O ulusal kahramanlık hikâye ve egemenlik masallarını, siz benim külahıma anlatın. Ama küçümsemeyin, milliyetçilik her ortamda hızlıca taraf bulur.

Bir defa erkeksen beyaz ve Avrupa kökenli olmalısın. Eğer değilsen üzülme zira bulunduğun ortamın şartlarında en beyaz ve Avrupalı olabilirsin. Tek ihtiyacın daha esmer diyeceğin en az bir öteki olmalı. Tüm sorumluluk ve günahlardan, ellerini yıkayıp kurtulabilirsin. Kıyak iş aslında.

Komşun aşağılık ve iğrenç üstelik ahlaksız hatta insan bile denemez.

Her şeyi bir kenara bırakıyorum, sırf bu komşu ve komşulukların toplamından bir ulus kurarak bunun da muhteşem ve harikulade olduğuna nasıl inanabiliyorsunuz?

Hadi sizin ulusunuz öyle değil diyelim, demek ki komşu ulusunuz bir şerefsizler memleketi ki sizin ulusunuzdan değil.

Bunun, herkesin açısından aynı olması fakat öte yandan farklı ulustan olmak dışında bir ayırt edici özelliğinin olmayışına karşın, ortak yönleriniz çok. Hatta süperpozesiniz ve ayırmak mümkün değil.

Bir de aynı kümede kabul ettiğiniz kimselerle pek de ortak paydanız yok. Ya emrindeki uşaksınız yahut onları davar gibi güdenlerdensiniz.

İnanır mısın, komşu da komşunun komşusu komşular da esasında aynı acıdan yakınıyormuş? Duy da inanma, üstüme iyilik sağlık! Duymamış olayım.

Bu kadar milliyetçilik yeter mi, bence artar bile?

Bunlar temelde imtiyazlı, üst ırk olarak Avrupa kökenleri ve beyaz olduklarından, seçilmiş kavim olduklarını düşünüyorlar.

Bugüne değin medeniyetin tüm ürünlerinin fikri sahibi, yalnız verili çatışma ve çelişkileri olduğu gibi kabul edip orasıyla hiç ilgilenmeyerek ve aslında bu uzlaşmazlıklara dayanıp üzerinde yükselerek.

İyi iş, kafan rahat; Yahudi lobisi, Ermeniler, genel olarak dış güçler ve Çingeneler, Kürtler, Karadenizliler, Siyasal Aleviler…

‘Kim öğretiyor bunları size ha?’

İçerideki düşmanlar, adiler, yetişecek komşular, bizzat bizler. “Hızır idi, Yunus idi.”

Bu zihniyetteki biri, barış ortamında kendini var edebilir mi? Tehdit ve düşman yok, çelişki çözümlenmiş. O vakit kendini ancak zıddıyla var edebilen kimliklerden söz edilebilir mi?

Medeniyetimizi yücelten bunlardır, hepsi de beyazdır. Yeri gelince dört bin yıllık devlet aklı, vardır bir bildiği; büyüklerimiz, efendilerimiz.

Sorun bile değil, sadece efendiniz kim demek istiyorum?

İradeniz dışında gerçekleşen bir durumun yarattığı belirsizlik sonucunda, biraz ileri gitmiş olamaz mısınız?

Her insan hata yapar, eyvallah fakat bu ısrar?

Ama kadın düşmanı, kutsal, kırılgan ve zehirli erkeklik burada da kalmaz.

Özet geçelim; heteronormatif, geleneksel sayılmayan yönelimler mi; asla böyle bir şeyi kabul edemem? Kesin bizi ilgilendiren ama kesinlikle bizle ilgili olan kişisel bir meseledir. Yoksa neme lâzım, yem oluruz alimallah!

Dünyanın sahibi onlar, bunlar da saçmalıklar. İşine gelirse, bizde böyle. Önyargılar, kabuller ve akıllar.

Kadın düşmanı ve homofobik birinin milliyetçiliğe doğal yatkınlığı ve aksinin de bunu doğrulaması oldukça doğal ve mümkündür.

Bu insanlar, yetmezmiş gibi somut sonuçlarını ani olarak biteviye gördüğümüz, elle tutulur, gözle görülür gerçeklere; evrim veya iklim krizine inanmıyorlar.

Sembolizm sanılan ve bütünüyle paranoyak sahte bilim ve komplo teorilerini ve de dinleyeni merkeze alan, nabza göre şerbet süregiden alternatif açıklamalar daha ilgi çekici olabilir ama hakikat değildir.

Yeryüzü üzerindeki düz dünyacılar da aşı karşıtları da bireysel silahlanmacılar da bunların içinden yani ne yazık ki bizim içimizden çıkar.

Farklı kaynaklardan paralel ve senkronize çıkmaları da burada sistematik bir operasyonu işaret etmektedir. Aynı kaynaktan beslenir ve yine aynı kaynağa hizmet ederler.

Akrabalıkları görünenden ve sanılandan yakındır. Tek yumurtanın iki yarısı, birbirinin aynıdır. Çıplak gözle ayıramazsınız ve bu bir paket programdır, en nihayetinde kafanıza göre kişiselleştiremezsiniz.

Sıvılarla çip enjekte etmeye çalışanlar, zihnimizi kontrol etmeyi ve yurt edindiğimiz şanlı toprakları, bilfiil işgal etmek istemektedirler. Üstelik bu daha kârlı ve yönetilebilirmiş gibisine. Yersen.