Yine elimizde olmayan ancak ne kadar şanslı oluğumuz konusunda ne kadar övünecek olsak azdır diyerek gururlandığımız ve belirleyici olduğunu düşündüğümüz; belirli bir enlem ve boylam aralığında, plakası ve telefon kodunun kimliği tanımlama aracı olarak görüldüğü garip duruma.
Eğer soylu
ve varlıklı bir aileden gelmiyorsanız böyle şeylere ihtiyaç duyabilirsiniz.
Doğduğunuz ev, aile olmasa bile ilk etapta köy, mahalle filan da asalet
açısından iş görür.
İnsanın o
en savunmasız ve bilinçsiz anından, kendinin ve çevresinin ayırdına
varabildiği, çevreyi de birbirinden ayırabildiği; etkinin içten veya dıştan mı,
eğer dıştansa nereden kaynaklandığını anlayabilmesi ciddi gelişim süreçleri
gerektirir.
İlk başta
doğru yanlış, iyi kötü kavramlarından da önce, içinde var olduğumuz ortamı ve
bunun üzerinden tüm dünyayı kavramaya ve anlamlandırmaya çalışırız.
Topladığımız
bilgi ve veriler ışığında bir bakış açısı, dünya görüşü, önyargılar ve genel
konsept hakkında; üzerine kompleks ve sofistike yapılar inşa edeceğimiz ilk
kanı ve izlenimlerimiz oluşur.
Ve bu
temel, ekonomik ömrü boyunca yapının davranışlarını etkiler. Yalnız her ne
kadar malzeme dışarıdan, işlendiği ortam dış etkilere açık ve kontrolsüz de
olarak imal edilse, dışarıdaki zemine uygunluk göstermeyebilir veya
uyumsuzluğun nedeni doğrudan bu olabilir. İşleyen makinanın kalibrasyonu,
ayarları ve ölçümlerine göre değişkenlik gösterebilirler.
Demek
istediğim yargıların, fikirlerin, duyguların, yorumların; üzerine inşa edildiği
temel güvenilmezdir.
Bütünüyle
bizim dışımızda, irademizin ve tartılarımızın üstünde, tümüyle şansa kalmış ve
yalnızca gerçeğin; yanıltıcı, anlık herhangi bir görünümünden hareketle bütünü
ve hakikati yalnızca tahmin ederek hayal edip buna inanmak.
Sonra onu
öyle tanımlayarak buna uyumlu olmasını beklemek ve tüm kimliği ve kişiliği ona
göre dizayn etmek için; pek de akıllıca bir tercih değildir.
Elbette
yine bununla övünmek, gururlanmak, şükür ve minnet duymak, yatıp kalkıp bunun
için tanrıya dua etmek hele bir de olamayanlara bakıp böbürlenmek, bazen onlara
acımak ama çoğu zaman nefret etmek, hakir görmek.
Genelde
temizlik ve namus kavramları üzerinden iğrenç iftiralar atmak, söylemlerde
insan altı bir konuma getirerek ayrımcı, yıkıcı ve saldırgan eylemlerin
gerekçesi yapmak. Sırf kendisine komşu olma şerefine nail olamadı diye hem de.
Böyle koca
koca popülist ideolojilerin çoğunlukları, kitleleri sürükleyen yapıların; bu
kadar saçma ve sağlıksız temellere dayanmasına hâlâ hayret ediyorum.
Eğer
mecburi iş birliğinin dışında kalan komşun veya o komşunun komşusu; kaynakların
mülkiyeti için birden rekabet halinde olduğun, can düşmanın olan yapının
örgütlenmesi içinde var oluyorsa; hayatta kalmak için nefret etmelisin.
Merhamet göstermemek için insan altı, değersiz konumlandırmalısın.
Ve düşmana
nefreti körüklemek için tüm canavarlaştırma, iğrençleştirme mübahtır ve
itibarsızlaştırma, tatlı bir oyundur.
Komşunun
tarafından bakıldığındaysa elbette aynıları senin için geçerlidir.
Bunlarla
övünmek de ne bileyim? Övünmek, optional üstüne zaten. Ama bana biraz şov gibi
geliyor, bilemiyorum?
Yani tabii
eğer kıt kaynaklar için çatışan gruplar yerine iş birliğindeki, ortak hedefler
çerçevesinde örgütlenen toplumlar gibi bir komünde yetişmediyseniz; aslında
burada pek de övünülecek bir şey kalmıyor.
Hatta tam
da şu anda bile terk etmeli, ardınıza dönüp de bakmadan kaçarak
uzaklaşmalısınız.
Değil ki
üstüne kimlik inşa etmek.
Buna asla
sahip olamayacaklara üstünlük taslamak veya hizmetine girmek, köleleşmek.
Belki
mahallesinde, köyünde yoktur ama koskoca ulusunda hiç mi yoktur, dişe dokunur
bir şey?
İster
buradan başlayıp özele isterse tümevarımla ulaşacağı nokta bu olduktan sonra;
ulus denen yekûnun, komşuluk ilişkileri ve hiyerarşi dışında sunabileceği bir
şey yoksa; hiçbir anlamı ve ehemmiyeti de yoktur.
O ulusal
kahramanlık hikâye ve egemenlik masallarını, siz benim külahıma anlatın. Ama
küçümsemeyin, milliyetçilik her ortamda hızlıca taraf bulur.
Bir defa
erkeksen beyaz ve Avrupa kökenli olmalısın. Eğer değilsen üzülme zira
bulunduğun ortamın şartlarında en beyaz ve Avrupalı olabilirsin. Tek ihtiyacın
daha esmer diyeceğin en az bir öteki olmalı. Tüm sorumluluk ve günahlardan,
ellerini yıkayıp kurtulabilirsin. Kıyak iş aslında.
Komşun
aşağılık ve iğrenç üstelik ahlaksız hatta insan bile denemez.
Her şeyi
bir kenara bırakıyorum, sırf bu komşu ve komşulukların toplamından bir ulus
kurarak bunun da muhteşem ve harikulade olduğuna nasıl inanabiliyorsunuz?
Hadi sizin
ulusunuz öyle değil diyelim, demek ki komşu ulusunuz bir şerefsizler memleketi
ki sizin ulusunuzdan değil.
Bunun,
herkesin açısından aynı olması fakat öte yandan farklı ulustan olmak dışında
bir ayırt edici özelliğinin olmayışına karşın, ortak yönleriniz çok. Hatta
süperpozesiniz ve ayırmak mümkün değil.
Bir de aynı
kümede kabul ettiğiniz kimselerle pek de ortak paydanız yok. Ya emrindeki
uşaksınız yahut onları davar gibi güdenlerdensiniz.
İnanır
mısın, komşu da komşunun komşusu komşular da esasında aynı acıdan yakınıyormuş?
Duy da inanma, üstüme iyilik sağlık! Duymamış olayım.
Bu kadar
milliyetçilik yeter mi, bence artar bile?
Bunlar
temelde imtiyazlı, üst ırk olarak Avrupa kökenleri ve beyaz olduklarından,
seçilmiş kavim olduklarını düşünüyorlar.
Bugüne
değin medeniyetin tüm ürünlerinin fikri sahibi, yalnız verili çatışma ve
çelişkileri olduğu gibi kabul edip orasıyla hiç ilgilenmeyerek ve aslında bu
uzlaşmazlıklara dayanıp üzerinde yükselerek.
İyi iş,
kafan rahat; Yahudi lobisi, Ermeniler, genel olarak dış güçler ve Çingeneler,
Kürtler, Karadenizliler, Siyasal Aleviler…
‘Kim
öğretiyor bunları size ha?’
İçerideki
düşmanlar, adiler, yetişecek komşular, bizzat bizler. “Hızır idi, Yunus idi.”
Bu
zihniyetteki biri, barış ortamında kendini var edebilir mi? Tehdit ve düşman
yok, çelişki çözümlenmiş. O vakit kendini ancak zıddıyla var edebilen
kimliklerden söz edilebilir mi?
Medeniyetimizi
yücelten bunlardır, hepsi de beyazdır. Yeri gelince dört bin yıllık devlet
aklı, vardır bir bildiği; büyüklerimiz, efendilerimiz.
Sorun bile
değil, sadece efendiniz kim demek istiyorum?
İradeniz
dışında gerçekleşen bir durumun yarattığı belirsizlik sonucunda, biraz ileri
gitmiş olamaz mısınız?
Her insan
hata yapar, eyvallah fakat bu ısrar?
Ama kadın
düşmanı, kutsal, kırılgan ve zehirli erkeklik burada da kalmaz.
Özet
geçelim; heteronormatif, geleneksel sayılmayan yönelimler mi; asla böyle bir
şeyi kabul edemem? Kesin bizi ilgilendiren ama kesinlikle bizle ilgili olan
kişisel bir meseledir. Yoksa neme lâzım, yem oluruz alimallah!
Dünyanın
sahibi onlar, bunlar da saçmalıklar. İşine gelirse, bizde böyle. Önyargılar,
kabuller ve akıllar.
Kadın
düşmanı ve homofobik birinin milliyetçiliğe doğal yatkınlığı ve aksinin de bunu
doğrulaması oldukça doğal ve mümkündür.
Bu
insanlar, yetmezmiş gibi somut sonuçlarını ani olarak biteviye gördüğümüz, elle
tutulur, gözle görülür gerçeklere; evrim veya iklim krizine inanmıyorlar.
Sembolizm
sanılan ve bütünüyle paranoyak sahte bilim ve komplo teorilerini ve de
dinleyeni merkeze alan, nabza göre şerbet süregiden alternatif açıklamalar daha
ilgi çekici olabilir ama hakikat değildir.
Yeryüzü
üzerindeki düz dünyacılar da aşı karşıtları da bireysel silahlanmacılar da
bunların içinden yani ne yazık ki bizim içimizden çıkar.
Farklı
kaynaklardan paralel ve senkronize çıkmaları da burada sistematik bir
operasyonu işaret etmektedir. Aynı kaynaktan beslenir ve yine aynı kaynağa
hizmet ederler.
Akrabalıkları
görünenden ve sanılandan yakındır. Tek yumurtanın iki yarısı, birbirinin
aynıdır. Çıplak gözle ayıramazsınız ve bu bir paket programdır, en nihayetinde
kafanıza göre kişiselleştiremezsiniz.
Sıvılarla
çip enjekte etmeye çalışanlar, zihnimizi kontrol etmeyi ve yurt edindiğimiz
şanlı toprakları, bilfiil işgal etmek istemektedirler. Üstelik bu daha kârlı ve
yönetilebilirmiş gibisine. Yersen.