Bu Blogda Ara

Translate

2.10.25

8. Alternatif Sağ II

 

Herkesin yalancı, hiç kimsenin güvenilir olmadığı, kaynakların tartışıldığı bu iklimde, hakikat arayışındaki sıradan insanın imdadına; hangi kitle iletişim araçlarını kullanarak, kim yetişecek?

İlk olarak ve herkesten önce, kendine yakın hissetmek için önden koşullandığı taraflar elbette.

Peki bizim dışımızda ve bizden bağımsız var olan hakikatin bundan haberi var mı veya umrunda mıdır sizce?

Bu zihniyetteki insanlar bırak başka türleri, kendi mevcudiyetlerinden başka bir şeyleri gerçekten umursayabilir mi?

Toprak üstündeki görünen, farkında olduğu ve çeşitliliği; kârlı toprağın altındaki yatırımlarla değişmez, geri dönülemeyecek pahasına bozacak şekilde peşkeş çekmez mi, fonda ırmağının akışına ölürken hem de?

Peki neden sahte peygamberlere, sözde bilimcilere ve kanaat önderlerine inanma eğilimdedirler?

Çünkü popülist liderler içimizden biridirler, bağrımızdan kopmuşturlar, bizi anlar, hak verir, yargılamaz ve olduğumuz gibi kabul ederek nabza göre şerbet tarifesini uygulayarak hoşumuza gidecek basit şeyleri söylerler. Aynı dili konuşurlar, entel takılmazlar.

Ama hakikatin peşinden giden, onu kendi nesnelliği içinde anlamaya çalışanların açıklamaları, ezbere uymaz. Onları bozar. Aynı yalanı tekrar tekrar ve defalarca üretmez.

Her şeyden evvel kendi tartılarına uygun hesap ve tarif reçeteleri içermez.

Bu yalın, dolaysız ve iddiasız görünümüyle alternatiflerinin gölgesinde kalmayla kendini bir bakıma, bir kere daha feda eder.

İlkel zihin bunları kavrayabilmekte çoğunlukla yetersizdir, kaldı ki ona göre hiç pratik de değildir.

Mitolojiden sembolizmi çıkardık ve elimizde din kaldı. Dini vaazlardan tanrıyı çıkarıp faşizme ulaştık. Ve somut gerçekleri objektif şekilde anlama ve yorumlama faaliyetlerinden bilimi aforoz ettiğimizdeyse yoğun propaganda ve sistematik yalanlarla çarpıtılmış alternatif açıklamalarıyla komplo teorileri tarafından kuşatıldık.

Hem de karşısındakini, aslında kendisi olan her şeyle suçlayan bir yansıtıcıyla.

11. Tez’den de biliyoruz ki artık gerçeği tüm yönleriyle anlayıp ortaya koymak yeterli değil, değiştirmek de lâzım gelir.

İnsanlığın tür olarak ayrışmasından ve bilincini geliştirip hâkim konumunu kazanmasından bile önce, uyum sağlamakla birlikte yaratıcı yollarla dönüştürme hünerlerini kazandığını da bilebiliyoruz.

Hatta tüm bu gelişim ve teknoloji çılgınlığının, hastalık boyutunda olması da dar kafalı, tutucu, değişime direnen, yenilik karşıtı, en ilkel muhafazakarlığımızı; bir nevi dengeleyici ve telafi edici işlevinden ötürü, can havliyle sarıldığımız bir yılan.

At izinin, it izine karıştığı, şu karanlık ve zalim dünyada, el yordamıyla yolumuzu bulup hayatta kalmaya çalışırken; imdadımıza sizden biriyim, içinizden çıktım, her şey yalan, herkes yalancı ama ben sizi anlıyorum ve sizin gibi düşünüyorum diyerek peyda olan demagoglar, manipülatörler, popülist liderler çıkarken; bize yabancı ve düşman görünen hakikati, nasıl tüm yönleriyle anlayıp değiştirebiliriz ki?

Bizi tür olarak diğerlerinden ayıran ve tahakküm kurmamızı sağlayan, nitelikli emek sonucu kazandığımız gelişim, yalnızca soyut bir şey değildir.

Halen henüz büyük potansiyeller içerdiğine inandığımız ve gizemlerine tam olarak vakıf olamadığımız beynimiz; en yakın akrabalarımızdan en uzağa doğru gidildikçe belirgin fizyolojik ve fonksiyonel farklılıklar gösterdiği, özelleşen bazı bölümlerin karşılıklı etkileşimleri süreçlerinin bir sonucu ve yan etkisi olarak ayırt edici olduğunu bilebiliyoruz.

Son güncellemelerle beyin organının en gelişkin versiyonu olan son sürümünde; bizim birtakım hesap, kitap ve bazı entelektüel süreçler sonucunda geliştirdiğimiz, en ileri ve insani olması beklenen ve karşılaştırılabilen, ölçülebilen ve bir mantık silsilesi sonucunda ortaya koyduğumuzu ve bize ait olduğunu düşündüğümüz en kompleks ve sofistike düşünceler.

Spesifik alanlarda yoğunlaşabildiğimiz ve anlamlı çıktılar üretebildiğimiz ürünler; bir başkasına bilmediği dilde bilinmeyen bir din gibi gelebilse de laf kalabalığı, deli saçması veya bunun laciverti gibi görünse de dikkate almaya değer olandır.

Ve fakat karmaşık ve yabancı açıklamalar göz korkutsa dahi bir yere varma ihtimali -yanlış bile olsa- yüksektir.

Oysa sahte peygamberler, ulu önderler ve bilge krallar zevatı, genellikle beynin en ilkel bölgesindeki en ilkel dürtülerin üstüne oynayarak daha basit ve her şeyi kendi nedenselliği içinde açıklayan, kolay tüketilebilir içerikler sunarlar.

Zigottan doğuma kadar hızlandırılmış bir evrim geçirmemize rağmen gelişimimiz, doğum sonrasından uzun yıllara değin devam eden süreçlerden oluşur.

Ergenlik; hızlı ve sancılı gelişen bir yığın biyokimyasal ve karmaşık sürecin sonucunda, örneğin beyin ve zihinsel gelişimimiz yani insan olarak kişiliğimizi ve özerkliğimizi evrene ilan ettiğimiz, etraftakiler için de oldukça uzun, yorucu ve sancılı bir süreçtir.

Bilhassa erkekler olmak üzere bazen tamamlanamayan, takılı kalınan veya kötü ve yıkıcı tecrübeler sonucu yaşanan gerilemelerde bütünüyle yok olana dek süren yolculuktaki ilk uğraklardandır.

Erginlenme, yetişkin hayatına geçiş, bireyselleşme öteden beri kutsal seremoni ve doğru uygulanması gereken ritüelleri getirmiştir.

Uzman olmayanların yanlış uygulamaları sonucu, içine şeytan ve kötülükler kaçan kayıp bir ruh olma riski yüksektir.

Ergenlerin davranışları bazen kaba, saçma, utanç verici ve çoğu zaman da rahatsız edicidir. Çoğunlukla olan bitene hâkim olamadıkları gibi farkında da değillerdir.

İşte Hızır gibi yetişen Ariadne’den bir ipucu: ergenlerle aynı görüş ve ideolojilerdeyseniz, benzer fikirleri ve kişileri savunuyorsanız eğer ve bunlar ilkel dürtülerin manipülasyonuysa; muhtemelen yanlış yoldasınız demektir.

Ama kendinden vazgeçen, kuşatan koşullara teslim olan, geleneğe yaslanan, uyum sağlayan yetişkinlerin kalıplaşmış fikirlerine; son derece yıkıcı ve yaratıcı şekillerde başkaldıran da bu genç insanların içinden çıkar.

Değil on yaş, nenesi dedesinin dünyasından dahi daha geri değer ve fikirlere sahip olmayı başaran ve bunu yeni ve farklı bir şeymiş ve de sihirli bir formül, kurtuluş reçetesi gibi savunabilme ahmaklığını gösteren yine henüz olgunlaşma sürecini tamamlayamamış genç insanlara özgüdür.

Her insan hata yapar. Herkes gelişip değişebilir, gün gelip onlar bile dönüşebilirler.

Hayatın gerçeklerinden kopuk, yankı odalarında, binlerce sene önceki fikirlere sıkıca sarılan, dümdüz, basit Aristocu mantıkla olabildiğince sade, yalın ve basitçe alemin sırrına haiz olduklarına inanan, kendinden emin vaziyette, cahil cesaretiyle bayraktarlığını yapanlar; gerçek hayatta ve hayatın gerçekleri karşısında nasıl kolayca tuz buz olduğunu er ya da geç yaşarlar.

Nerede o kendi sesiyle sarhoş olan, ahkam kesen büyük anlatılar, değerler ve peşine takılan kişiler?

Milliyetçi, dinci, türcü gibi ayrımcı ve muhafazakar değerlere sahipseniz ve görüşleriniz bugünkü sorunların kaynağına tek kelime etmeksizin, onları verili, geçerli ve değişmez sayarak, yaşlı erkekler kulübüne dayanak oluşturup bunlara hizmet eden, ilkel, hayvani, dürtüsel benliğe hitap eden, yapay, anlamsız, gereksiz ve çoğu zaman zararlı fikirlerse ve kolayca çürütülebilen irrasyonel gerekçelere dayandığı halde, şiddetle ısrarlıysanız, zeka seviyeniz düşük ve görüşleriniz sizi daha çok aptallaştırıyorsa; en iyi dileklerim ve temennilerim yine de sizinle.

Eğer otoriteyle bir sorununuz yoksa herhangi bir kutsal değeriniz, geleneğe bağ ve aidiyetiniz varsa, hiçbir yaraya merhem olmadığı tüm ısrarlara rağmen aşikarsa; şimdiden tekrar geçmiş olsun hepimize.

Ancak yine de karamsarlığa kapılıp üzülmeyin zira kişiliği oluşturan kokteylin parçalarından bir veya birkaçı farklı oranlardaki bu malzemeleri de içerebilirler. İnsan sonuçta tek yönlü beslenen ve tek taraflı çalışan bir makine değildir.

Bizi ileriye taşıyan, itiraz eden, karşı çıkan, talepkâr taraflarımızdır. Yine belli ölçüde özgürlük, eşitlik ve dayanışma gibi bireysel ve kolektif anlamda eldeki malzemelerle her an kendimizi yeniden üretebilme olanaklarına sahibiz.

Hangi tarafın baskın şekilde ön plana çıkarak belirleyici olacağı; yine son noktada ne olacağına kendi karar veren insanın, attığı bir yazı turadır.

Bizi sürü mantığından ayırarak, mevcut çatışma ve çelişkilerin dinamiğiyle uyararak, devrimci yaklaşımlar ve çözümler getirebilme maharetimiz; varoluşumuzun ayrıcalığı ve lanetidir.