Bu Blogda Ara

Translate

16.10.25

10. Simülasyon ve Sistem II

 

Sistem, hesapta toplumun bekası için kontrollü bir şekilde sıradan insanı, radikalleştirerek ve ibretialem olarak kurban edip cezalandırarak hegemonyasını yeniden üretip tesis eder.

Söylenildiği gibi olsaydı dahi hiçbir neden, bu aşağılık mekanizmanın gerekçesi edilemez, bahanesi olamazdı.

Müstahak denilerek canavarlaştırılan ve nefret objesine dönüştürülen bu insanların da tıpkı bizim gibi ötekini düşmanlaştıran, bizim gibi yiyip içen, yaşayan, benzer alışkanlıklar geliştiren, aynı kültürler ve çevrelerden geldiğimiz, aynı şartlara tabii olan, benzer yollardan geçen, aynı takımları tuttuğumuz, aynı hayatları yaşadığımız hatta her gün selam verdiğimiz konumuz komşumuz, eşimiz, dostumuz, akrabamız, alışveriş ettiğimiz esnaf ve çalışma arkadaşlarımız, yakınlarımız ve hatta ve hatta bizzat kendimiz olduğunu unutmamakta fayda var.

Rakel Dink’in de Hrant’ın ardından söylediği gibi “bir bebekten katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılamaz kardeşlerim…” ancak böyle anlayabilir, değiştirebilir ve sonsuza dek önüne geçebiliriz.

İnsanların ortak hedefler çerçevesinde bir araya gelerek dayanışma pratikleri geliştirebilmesinin önündeki yegâne engel, yapay mamul ötekiyle girişilen rekabet ve kan davasına dönüşen nefretin örgütlenmesidir.

Huzur ve barış içerisinde sınırsız, sınıfsız ve sömürüsüz yaşamak, özgürce keyif çatmak, gülüp eğlenmek gibi şeyler aslında o kadar da zor ve imkânsız değildir. Dua, temenni veya ütopya hiç değildir.

Bizi zenginleştiren farklılıklarımızın aslında o kadar da farklı olmadığı, tekdüzeliğin sıkıcılığının yaratıcılığı öldürdüğü, körelen insanın işlevsizleşip yabancılaşacağı ve birbirilerimizden öğrenecek çok fazla şeylerin olduğu ise su götürmez gerçeklerdir.

İnsanın buralardan kendi iç çatışmalarına değin yaşadığı ve aradığı denge, kendiyle barışık bir uzlaşmadır.

Egemenler kendi biçtikleri resmî ideoloji gömleğini, sınırları kesin ve keskin çizgilerle belirlenmiş halde ve tepeden inme olarak arz ederler.

Satın almaktan başka çareleri olmayan halkın; yüzde beşini geçmeyen cüzi bir kısmı, hiçbir şekilde temsil edilmediklerini düşünerek sistemin dışında konumlanırlar.

Hemen hemen bir o kadarlık orana tekabül eden kısmı da kendini merkezde tanımlayan, tercihleri çoğunluğun etkisiyle şekillenen ve belirleyici olduğu düşünülen kararsız seçmeni temsil eder.

Bunların gerçekten kendilerine ait fikirleri yoktur, yalnızca pratik olarak sosyal konformiteye uygun hareket ederler.

Ağzının tadı kaçmadan, sorumluluk alıp bedel ödemeden daha adil bir toplumda yaşamak isteyen, çevresine karşı duyarlı, sosyoekonomik açıdan nispeten daha iyi düzeyde olan ve eğitimli insanların; özgürlük, eşitlik ve dayanışma gibi talepkâr değerlerin ağır bastığı, ortanın solu olarak tarif edilen üçte birlik dilim.

Buna karşılık; biat kültürü, sadakat ve gelenekçiliğin öne çıktığı, büyüklere ve kutsal değerlere bağlı, bir o kadar kalabalık da kendini merkez sağda tanımlar.

Oysa toplumsal hiyerarşideki yerleri ve üretim ilişkileri rolleri birbirleriyle neredeyse bütünüyle aynıdır. Aynadaki akis gibi simetrik bir izdüşüm oluştururlar adeta.

Merkezden uzaklaşmış marjinal azınlıklarsa kabaca yüzde beşer dilimleri geçmeyecek şekilde, sistemin izin verdiği ölçüde ve sınırları dahilinde köktendinciler, fanatik milliyetçiler, sosyalistler ve radikal demokratlar olarak; fonksiyonun sağ ve sol taraflarına, dengeleyici olarak, uzlaşmaz karşıtlıklarla dağıtılırlar ve böylece ideal denklem kurulmuş olur.

Bahsi geçen azınlıklar; bizatihi sistem tarafından, içinden geldikleri üçte birlik makul dilimler arasından rastgele seçilmek suretiyle marjinalleştirilmiştir.

Sistem kendi bekası için birilerini vekaleten kurban olarak atamadan mevcudiyetini sürdüremez.

Sistemin yalnızca o anki ihtiyaçlarının karşılığı olarak geliştirilen bu denge de sistemin kendisi gibi sunidir.

Duruma göre bir taraf ağır basmaya başladığında veya sistemin dengesinin tümden altüst olayazma ihtimali belirdiğinde, birtakım müdahalelerde bulunarak ve çoğunlukla yeni ağırlık merkezleri belirleyerek, yeni denge için aktörleri yeniden dağıtır.

Gramsci ve Althusser gibi büyüklerime ve bu alanda çalışmalar yapan tüm kıymetli insanlara selam ederek; bambaşka bir konu üzerinde çalıştığı esnada, derinlemesine sezgisel bir kavrayış ve içgörüyle bunu keşfeden ve bir nevi tüm fikirlerinin tutkalını oluşturan Mahir Çayan ve Suni Denge Teorisi’ni anmak isterim.

Zor ve rıza, baskı ve ideolojik araçlar ya da pasifikasyon ve propaganda; ne derseniz deyin adına.

Hafiften bir özet geçelim: Halk ile egemenler arasında tepkinin doğması ve çatışmaların yerine; güçlü devlet yapısı ve merkezi yönetim tarafından, devrimci iç savaşa karşı aşırı militarize ordu ve güvenlikçi politikalarla uluslarüstü sermayenin gizli işgal yoluyla talan ederek ve asıl çelişkileri gizleyerek iktidarını korumak amacıyla kabul ettirdiği yapay bir denge durumu.

Gizlenen çelişkilerden bahsedecek olursak; bu düzende hâkim konumda olan yüzde birlik bir azınlık var ve yakın çevrelerinde yararlanan bir ikilik bir dilim daha var.

Onlardan hemen sonra iktidarda olmasalar da ortak çıkarlar etrafında düzenin kaymağını yiyen ve her şeye sahip olan, topu topu hepsi yüzde onu belki bulan bir güruh var.

Geri kalan uçsuz bucaksız çoğunluk; bir avuç kan emicinin emrinde, köle ve nefer olarak; hiyerarşinin en altında ve üretim ilişkileri açısından üretici konumdaki, alın teriyle geçinmeye çalışan, insanca yaşama özlemi duyan emekçiler.

Özellikle çelişkilerin gizlenmesinin güçleştiği, kapitalizmin kaçınılmaz kriz, bunalım ve buhran dönemlerinde; patronlar fırsattan istifade kâr marjlarını arttırıp güçlenerek sıyrılırken, tüm servet tekellerde toplanır.

Bu esnada ekmeği küçülen halk ve faturanın kesildiği emekçiler, gelir bölüşümü adaletsizliği nedeniyle haklı olarak ayağa kalkmasın diye; yüzde yirmilik dilimlere ayrılmış ve üretimden kaynaklanmayan orta sınıf palavraları çöktüğünde ve her şeye sahip olan yüzde bir ile on ile geri kalanlar arasındaki makas açılıp kendi aralarındaki sınır muğlaklaştığında.

Açlık sınırı altındaki asgari ücretin, ortalama ücrete dönüştüğü; dar gelirliler toplumu oluştuğunda, halkın aç karnını doyuramadığı, borçlanmadan hayatta kalamadığı ve eğitim, sağlık, barınma, ulaşım, haberleşme ve enerji gibi temel hakları olarak ücretsiz sağlanması gereken ihtiyaçları karşılanmadığında.

Daha önce yaptığı gibi tekrar bir araya gelerek tanrıların elinden yeryüzüne indirdiği iktidara el koyarak bir basamak daha aşağı indirip en sonunda iktidar kavramını ortadan kaldırmaması için; uzlaşmaz sahte karşıtlıklar üzerinden birbirine düşmekten, ayağa kalkıp kendi kaderinin efendisi olacak vakti ve enerjisi kalmasın diyedir.

Öteki, nefret, düşmanlık, terör, korku iklimleriyle din ve milliyetçilik palavralarıyla oyalanır ta ki hareketsiz kalana değin zehirlenerek felç edilir. Ve bunlar ya zor yoldan ya da rızaya dayalı olarak empoze edilir.

Sistem bir yandan insanları içinde bulunduğu üçte birlik dilimlerden çıkarıp radikalize ederken öte yandan onları kontrol altında tutmak için sosyal konformiteye uymaya zorlar.

İstatistik biliminde de olduğu gibi büyük ve önemli kararların alınmasında aranan nitelikli çoğunluğun veya toplumun makul çoğunluğunun üçte iki olması tesadüfi değildir.

Birbirinden çok da uzak olmayan tarafları zorladığı ve aradığı asgari müşterekteki uzlaşma, sistemin meşruluğu açısından kendini onaylatma ve gerekli rızayı tesis etme ihtiyacının sonucudur.

Moment etkisiyle merkezin uzağından hafif bir dokunuşla dengeyi bozmak ve ağırlık merkezini kendine yakınlaştırmak, merkezde kalabalık olmaktan daha etkilidir.

Bazen yalnızca birkaç vekille bile tüm sistemi sola çekmek, bütün aktörleri hizaya getirerek siyaseti dizayn etmek ve belirleyici olmak mümkündür.

En son 12 Eylül Faşist Darbesi’nin getirdiği yüzde on barajı ve Özal’ın iki buçuk partili başkanlık sistemi sevdasının altında bu istatistiksel denge yatmaktaydı.

Yüzde beş civarı oylarıyla sorun oluşturmayan Kürt Siyasi Hareketi, Demirtaş döneminde o barajı yıktığında; müesses nizamın buna çok siniri bozuldu.

Kanlı bir süreç, barajın yüzde yediye çekilmesi ve kendi başına rahatlıkla bunu aşabilecek yetkinlikteki Kürt Hareketi’nin zayıflatılması, etkisiz hale getirilmesi ve toplumsal muhalefetten yalıtılarak yalnızlaşması amaçlandı.

Elbette bir diğer önemli husus da onlardan boşalan sandalyelerin, iktidar lehine doldurulup çoğunluğun sağlanması hem de uzlaşmaz karşıtlıklarla bölünmüş paramparça bir muhalefetin karşısında; yekpare, sağlam bir iktidar bloku kurmaktı.

Tabii bu durumun bir yan etkisi olarak; çoğunluğu sağlamak isteyenin, birtakım büyük imtiyazlar vererek, oy oranı düşük partilerin şantajına karşı savunmasız kalmasıysa da kazanacak taraf için; iktidar gücünün yanında cüzi bir tavizden öte değildir.

Ancak kaybedeninse sokağa çıkacak yüzü kalmayabilir. Öte yandan böylelikle alamadığı oyların bir kısmını ufak partilere bırakarak, muhalefete kaybettirip iktidar gücünün elden gitmesini de önleyebilir.