Kendimize
ait olduğunu düşündüğümüz, bizi var eden değerler; ne kadar bize ait ve ne
kadarı endoktrinasyondan? (bkz. Simülasyon ve Sistem I - Elyazmaları Kendime)
Karşı
taraftan bakınca, ‘adamlar’ zaten kendi değerlerini yaratmış, dayatmış ve en
ücralara kadar satmış, pazarlamış.
Onlar
üstün insan oldukları için; yazılı ve yazısız, tüm otorite, kısıt, kurum ve
kuvvetlerin üstünde, muaf ve dokunulmaz olduklarından özgür insan.
Kanun, öğreti, yasa, yasak, din veya etik filan; bizi bağlayan şeyler. Çünkü bir avuç imtiyazlı elitin karşısında, dünyanın geri kalanı olan ve milyarları bulan, bütün insanlık olarak biz; onların nazarında yalnızca birer köleyiz. Alt insan bile değil, insan altıyız. (bkz. Zehirli Güç ve Düzen I - Elyazmaları Kendime)
“En
olgun ve sağlam iş birliklerinin ise sorunun kaynağı ve paydaşı olan suç
ortakları arasında olması da bu anlamda hiç şaşırtıcı değildir.
Oysa
yenilgiyi paylaşmak güç iştir. İşte o zaman kara kaplı defterler açılır, tüm
pislikler ve kirli çamaşırlar ortaya dökülür ve arapsaçına dönüşen, geçmişin
kan davaları uyandırılır. Taraflar kışkırtılır ve çatışma tırmandırılır.” (bkz. Yıl Sonu ’25)
Birbirlerine
günahlarından bağlı güçlülerin Disneyland’ı ve ‘yaramazlık’ yaptıkları bu
kapalı sosyal kulübe üye olabilmek; yeni bağlantılar ve ağlar oluşturarak
itibar ve nüfuz alanını artırmak da demek; yani hem ziyaret hem ticaret.
Bunun
şahsi menfaat için şantaj, tehdit ve istihbarat faaliyetlerinde kullanılması ve
bu yolla müesses nizamın dizaynı kaçınılmazdır.
Bir
doğrunun karşısına yüzlerce ve yüksek sesle yalanları yaymak, kitaptaki en eski
ve iyi bilinen propaganda faaliyetlerinden biridir ve günümüzde Post-truth
olarak isimlendirilmektedir.
Bilgi
kirliliğine, komplo teorilerine, Jedi Tricklerine, çarpıtma, yönlendirme, algı
ve manipülasyonlara kapılıp şaşırmadan; biz yine hakikatin doğru yolundan
sapmadan, ayrılmadan devam edelim.
Ve Devrim’de buluşalım.