Bize
sunulan gerçekliğin sınırları dahilinde ve onun etkisi altındayken, geçerli
olanın hakikat olduğuna nasıl kanaat getirebiliriz?
Nasıl koca
koca fikirleri, canımız pahasına savunurken farklı yaklaşımlara ve aslında
kendimiz olan ötekine yaşam hakkı tanımayız?
Aslında
bilmediğimiz, durup bir kez olsun üstüne düşünmediğimiz ve anlamadığımız
düşüncelerin bize ait olduğunu nasıl iddia edebiliriz?
Ve nasıl
esasında hiçbir şey ifade etmeyen daha doğrusu ve esas numarası; altında hiçbir
şey olmadığını gizleyen, içi boş sembollere sarılarak kendi mezarımızı,
ellerimizle kazarız?
Bu şartlar
altında herhangi biri gerçekten kendini gerçekleştirebilir ve iki dünyanın da
efendisi olarak, huzur ve barış içinde, özgürce yaşayabilir mi, mutlu olabilir
mi?